9 Temmuz 2020 Perşembe

Annelik hezeyanları

Yaşamıyorum da sanki bekliyorum. Saatlerin geçmesini, günlerin geçmesini, ömrümün geçmesini...Gerçi yaşamanın başka türlüsü de nasıl olur? Beklersin ve ölürsün. Bütün hayat bundan ibarettir. Daha doğrusu hayat ölümünü beklemektir.

Hani tren yolculuklarında gündüzleyin tünele girersiniz. Kapkara kesilir her yer beklersiniz. Telefon çekmez, hayat kararmıştır bir kaç saniyelik de olsa. Dış dünya ile iletişim kopmuştur. Tam olarak yaşadığım. Tünelde gibiyim. Anlatıp halimi arz etmek istiyorum bütün iletişim kanalları kapalı. Yorgunum, isteksizim, nefes almaya, alana, yalnız olmaya ihtiyacım var... demek istiyorum. Diyorum da hatta ama tünel yardım çağrımı dışarıdakilere ulaştırmıyor. Belki onlar da kendi tünellerindeler.

Annem hastalık, yaşlılık tünelinde, eşim geçim kaygısı, ablam okul sevdası tüneline düştü, kayınvalidem tünel değil dipsiz çukurda. Kendine hayrı yok. Hayatını bir kör kuyuya adadı.  Ondan yardım istemek o kuyuya bağırmak gibi. Sesim kendime geri döner o kadar. Yani tamamen bize kapadı kendini.

Aslında yardım istemek fıtratıma aykırı. Kendi çükünü hayatı boyunca  kendi sünnet etmiş, kendi dişini kendi çekmiş biri olarak kimseye yaralı parmağıma işe demem.

Lakin şu son durum küçüğümü etkiliyor. Aşırı doz annelik, iki sene iki aydır yedi gün yirmi dört saat yapışık ikizim gibi üzerimde olan kıymetlim bu günlerde öpmeye gelse ittirmek ister oldum. Küçücük. Aşırı sıkılmış, yalnız bir çocuk o. Hiç abartmıyorum. Bir kere bile birinden yardım almadım. Nefes alacak bir alana kaçamadım. Çok küçük kısacık kaçamak resim araları dışında asla bir fincan kahveyi soğumadan içmedim, bir dost ile iki lafın belini eteğimi çeken biri olmadan kırmadım. Yavrumu güvendiğim bir ele bir kaç saatliğine teslim edip kafa dinlemedim. Şu anda bana helikopterini gösterip pıtı pıtı, polis arabasını gösterip viü viü derken yazıyorum bunları. Arada bir de paylaşımına mukabelede bulunmak için ona dönüp hiç de içimden gelmeyen bir sunilikte  evet canım helikopterin evet annecim polis araban değil mi diyorum. Oysa ki bütün derdi etrafında benden başka hiç kimse olmadığı için sürekli üzerimde kalakalmak sureti ile paylaşımda bulunmak. İletişim kurmaya çalışmak. O da bu suniliği hissediyor ve daha çok ilgimi çekebilmek için daha fazla üstümde kalıyor. Helezonik bir kısır döngüye giriyoruz. O yalnız, ben mutsuz debeleniyoruz!!!

Hani herkes benim çocuğumu çok seviyor ya!!! Benim komşunun kanişini sevdiğim içtenlikte seviyor. Sevmek feda etmektir. Hiç değilse birazcık zamanını.




26 Mart 2020 Perşembe

Bu da geçer ya hu...

Üç civarı uyanıp ağladı. Saat beş,  uyudu. Altıda da kalkar. Ama bende uyku kaçtı bi kere...

Hal böyle olunca zaten elimiz telefonda gözümüz haberlerde olduğundan sağlık bakanının son açıklamasına baktım. Aklım pörtledi. Deli bir artış yaşanmış korona vakalarında.

Sanırım şu an zaruri bir teslimiyete tabi tutuluyoruz Allahu Teala tarafından. İster ol ister olma... Ne diyebilirim ki?! Evladımın büyüyüp  çok devletler sahibi oluşunu çok mürüvvetlere erişini eşimle ailemle beraber görmek istiyorum. Mesela ben onu hep bir kürside ilmi konuşmalar yaparken gözümün önünde canlandırıyorum. Hayalimde öyle şekil alıyor bilemiyorum.. İstiyorum ki evvel kendine, dini islama, ümmete Muhammed’e sav. faydalı korunmuş himaye edilmiş mümin bir kul, peygamberimize ümmet olsun. Ben ona hep iki cihan saadeti, iki dünya cenneti, iki cihan sultanlığı ver. Maddi manevi zaferler fetihler müşteriler ver Allahım diye dua etmeye gayret ediyorum. Evliliğini ve çok mutlu oluşunu çok güzel bir aile babası oluşunu eşim ve ailemle birlikte görmek istiyorum.  Bunlar çok afaki emeller değil değil mi?! Her anne babanın arzuları bunlar. Öyleyse buraya yazayım da bütün müslümanlar için dua niyetine olsun. İyi düşünmek hayra yormak bir peygamber  geleneği.

Kısa vadede tez vakitte vaki olmasını umduklarım ise belediye tesislerinin kumanya kahvaltısıyla yanına bi simit bi poğaça alıp sahilde bölüşerek yerken yavrumun şen kahkalarını sıcak çayıma şeker niyetine katıştırıp bütün bu olanların üzerine de bir yorgunluk kahvesi içmek istiyor ağumu denize akıtıp ufka doyuncaya bakmak murad ediyorum. Allah’ım sen şu baharı ibret yaratan mevlam ölü daldan taze sürgün veren, taşlardan su akıtan, pencereme alışan kumruları birbirine çift kuş eden yuvasını kuran yüce Allahım kimsemizin ocağını söndürme, bacasını tüttür, yüreğine kor düşürme, ferahlandır. Selamette kıl. Sabit kadem eyle. İki cihanda Aziz ve bahtiyar eyle..

Amin

Bu da geçer ya hu...

23 Mart 2020 Pazartesi

Bağışıklık mi? Bağışlanmak mi?

Hep mi şikayet?! Değil ama öte yandan öyle!!! 

Bungunum, sıkıntılıyım, endişe taşıyorum. Bütün bir dünya insanlığı ile beraber son derece insancıl olan aynı duyguları paylaşıyorum. Sadece virüs yüzünden değil, doğuracağı sonuçlar yüzünden de gerilim içindeyim fakat ne çare? Kendi ailemden kimseye söyleyip onları da gerilime sokmak istemiyorum. 

Sanki distopia dünyasının anlatıldığı bir filmin içine girdik ve film bitmiyormuş gibi... ya da uyanamadığımız bir rüya.. Ne kadar süreceği belirsiz, ne kadar kayıp verileceği belirsiz, kimi bulacağı belirsiz. Aslında bumca belirsizlikler dünyasında bu dahi öyle olmasa hayreti mucib olurdu. 

Bir iptiladır sarıyor  yüreğimi. En ince olan en çabuk kırılır. O yüzden olabildiğim kadar kalın, olmaya, örebildiğim  kadar duvar örmeye çalışıyorum. Bizi bağışıklık mi kurtaracak, bağışlanmak mu? Cevap çok açık. Yine de umut var. Yeter ki tünelin sonunda görülen ışık diğer trenin yaklaştığı habercisi olmasın. Neticede herkesin binip gideceği bir treni var. Mecburi istikamet, tek yön, tek gidiş. 

En çok fani olanı ne çok seviyormuşuz...

9 Mart 2020 Pazartesi

Kalp kimin evi?


Bu sabah birşeyler silkelemek için balkona çıktığımda aman Allah’ım nasıl bir bahar havası karşıladı beni. Bu sene bahar koşa koşa erkenden geldi. Kuşlar da belli sevinmişler ay ay keyfim yerine geldi.

Birkaç dakika durup, gözlerimi kapatıp, havadaki o tarifi zor taze bahar kokusunu soluyarak kuş seslerini dinledim. Hayatta böyle güzel şükür anları olmasa yaşamak çok tahammül edilmez olurdu. Mesela ben denize bakarken hissettiklerim için de çok şükretmeye değer diye düşünüyorum. Şükür şükür diyorum o da dilde.. Sabahki üç dakikalık falan keyifli anlar çok gelmiş olacak ki hastamız olduğunu anımsatan bir telefon aldık. Derken apar topar hastane mesaisi için koşa koşa babasının yanına gitti eşim. Biz de bıdığımla anne oğul müthiş ikili hayatımıza devam.

İki şey var söylemek istediğim. İlki herkesin bangır bangır söylediği gibi ben de bir kere daha tekrarlayayım yapabiliyorsanız yardım alın. Çünkü insan direnci bir noktaya kadar ve bir yerden sonra annenin bütün iradesine şefkatine merhametine rağmen aşırı doz ebeveynlik bünyeye zarar vermeye başlıyor ve insan özel alanına ihtiyaç duruyor. Yardım aldığınız bu süreçte de mutttlaka ama mutlaka sevdiğiniz bir işi yapın. Yürüyüş olur, gidip güzel birkafede kitap okumak olur. Hobisi olan kimseler için (ki her insanın bir hobi edinmesi gerektiğine inananlardanım) hobileriniz ile ilgilenebilirsiniz falan filan gibi gibi. Çünkü bunlar gönül cilası işler. Bınlar olmazsa çöküp kalıyor insan psikolojisi. Onun da ötesinde kendi çöküntüye uğramış sinir harbi içinde gergin annenin tahammülsüzlüğü evladı yoruyor. Hiç kazılmayacak bir işe sinirlenir oluyorsunuz. Otokontrol sağlama güçlüğü çekiyorsunız vesaire. Yani yardım şart. Yardım almak sizin sağlığınız, ötesinde çocuğun ruh sağlığı için şart.

Ben bu konuda tek bir kez bile yardım almadım, alamadım  malesef bu yüzden eşimle paslaşarak yapmaya çalışıyorduk ama haftaiçi çalıştığı için haftasonunu beraber geçirmek isteyişim uğruna yine kişisel zaman ayıramadık çok uzun süre. Uykuları yarım saat yirmi dakika gibi çok kısa  aralıklardaydı ve bu  zaman zarfında aşırı yorgun ve uykusuz  olduğum için uyumayı tercih ediyordum. Şimdi uykuya yatırdığımda kendime zaman ayırabiliyorum ve bu sürede o gün canım en çok neyi yapmak istiyorsa onu yapıyorum. Bu da bana çok iyi geliyor. Çocuğum uyandığında neşeyle gidip onu kucaklayabiliyorum. Mesela şu annyaptığım da kendime kişisel zaman ayırma. Blog yazıyorum yani yapmayı ennn sevdiğim işlerden birini yapıyorum.

Hasılı, uzun sözün kasası ben bu süreçte Allah takdiri ile yarısı, yarısı da kulların insaf merhamet yoksunluğundan bir başıma bırakıldım. Çok sıkıntı çektim ama geçti, birazına da ben alıştım. Allah kuzumun devletlerini göstersin de bir süreçti geçti diye gülümseyerek anımsayayım. Amin

Gelelim ikinci söylemek istediğim konuya.. Hani canımız Yunus Emre’miz;

“Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerde, gönüller yapmaya geldim.”

demiş ya.. Okur geçeriz ama yaşamadan bir sözün manası hakikaten bilinmez. Bilinse de derinliğine inilmez. Gönül yapmak lazım, gönül işi değişik bir iş. Orası bir kere incinmeye görsün, küçük bir  darbe orayı tarumar etmeye yetiyor. Yine dedikleri bir laf vardır ya hani büyüklerin;

“İyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin harcıdır.”

derler. Demek ki ben gönülcek er kişi değilmişim de kötülüğe iyilik ile mukabele edemiyorum. Yani hal ve hareketlerde bir aksül amelim yok da kalben yıkılmışım, gönül evim yıkılmış. Sonra iyiliğe muhtaç olduklarında oradan onlara bir fayda hasıl olmuyor artık. Bilmem açık oldu mu söylemek istediğim, bilmem ayan oldu mu? Lakin yine Yunus Emre der ki diyeceğim;

Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil”

Dostun evi gönüllerse nasıl oluyor da orayı yıkmakta bu kadar cüretkar olabiliyoruz ve hiç çekinmeden balyozluyoruz?! Sonra da o kimseden medet umuyoruz, dua bekliyoruz, güleryüz, saygı ve insanı ilişkiler çerçevesinde hürmet görmek istiyoruz... Ne veriyoruz da ne almayı bekliyoruz?

İşte söyleyeceklerim bu kadar. Kahvem bitti. Az sonra da kuzum uyanır. Çok şükür şu yazıyı yazabilecek kadar vakit verene..


6 Mart 2020 Cuma

Corona virüs antikoru

Eskiden annemin teyzesi Müjgan teyze;

“Uykusuz gecelerim senle doludur Allah
Ağladığım geceler senle doludur Allah”

diye bir ilahi söylerdi. Gözlerini kapatıp sağa sola sallanarak hisli hisli ilahisi söyleyişi gözümün önünde, nağmeleri hala kulaklarımda.

Şimdi nereden geldi aklıma bu ilahi? Çünkü bir başka uykusuz geceye merhaba dedik ve yaklaşık iki senedir doyup dinlenene kadar uykuya hasret çekiyoruz oğlumun babası ve ben. Hep uykusuz bi çocuk oldu. Biraz düzene giriyor gibi dediğim an yine uzun geceler sallamakla uyutmaya çalışmakla uğraştık saatlerce. Beni çocuk bakımında en zorlayan şey uykusuzluk oldu. Uykusuz gecelerimiz Allah ile dolu olsaydı belki bütüüüüüün bu yaşadığımız meşakkatler vız gelir tırıs giderdi. Hatta belki hiç yaşamazdık. Bazen bir amelimize karşılık bir olay yaşıyoruz kefaret niyetine diye düşünüyorum.

Öte yandan bir başka mevzu da hayatı böyle tatlı tatlı dolu dizgin tam zevk alarak yaşarken tat bozan, insanı ölüm korkusu ile yaşama sevincinden alıkoyan bir haber görüyorum instagramda gazetelerde falan. Diyorum ki hiç yaşanacak zamanlarda getirmedik bu çocuğu dünyaya. Sonra bi de yine düşünüyorum. Allah dilediği için doğdu. Yoksa bizim insan olarak hiçbir kudretimiz yok. Demek böyle istedi ilahi irade. Teselli buluyorum.

Ama şu tat kaçırma kampanyası sürdüren sevimsiz taife canımı ciddi anlamda sıkıyor. Vay efendim corona virüsüymüş, evim kapanınca kıyameti bekleyin diye hadisi Şerif varmış da Kabe-i Muazzama’yı dezenfektasyon sebebi ile kapattıkları için kıyamet mi kopacakmış acaba? Ya hu öyle hadis varsa da Kutsi hadistir o. Kabe Efendimiz sav.’in evi değil ki?! Allah haşa zaman mekandan münezzeh ama Allah’ın evi denir mescidler, camiler ve Kabe için dimi?! Hasılı bir boş beleş insan lakırdısı dönüyor duruyor sağda solda. Halbuki kadere iman ederken kaderden kaçılmayacağı gerçeğini de kabullenmiş olduğumuzu unutuyoruz galiba bazen. Osman Nuri Topbaş hocadan duymuştum. “Kadere teslim olan kederden emin olur.” demişti. Her duruma uygun formül. Buyurun size corona virüs antikoru!!!

3 Mart 2020 Salı

Bizim bir günümüz


Saatin seherinde uyanılır. Yatak sıcaktır, çağırır ama daha önemli bir sese kulak vermek zorundadır anne. Koşa koşa bebiş sabah rutini halledilir, abdest namaz, derken kahvaltı faslı saatin öğleni olmuştur bile neredeyse. Bundan önce baba işe, bebiş öğle uykusuna uğurlanır. Artık o vakitte az bir mühlet de annenin zamanı gelmiştir.

O vakitte ne yapacağını şaşırır anne. Resim mi yapsadır(ki çoğunlukla bunu tercih eder), ders mi, kitap mi okumalıdır, blog mu yazmalıdır? Sonra bebiş uyanır. “Ammiiii” “geldim ammisinin kuzusu” beşi kahvaltısını bu saatte eder. Havaların güzel olması dört gözle beklenir çünkü erkek evlad evlere sığamaz ki?! Güzel günündeyse havalar ve güzel günündeyse anne biraz hava almak için dışarı çıkılır.  Bir iki komşu ile selamlaşılır. “ Nasılsınız?” “Sağolun, siz?” “Ay ne kadar da zayıflamışsınız?!!” Kadınsındır, insansınız işte, yeniden kendi özsaygın döner sevinirsin, fani bedeni yeniden şekle lensle soktum diye; bakmada emanet olduğuna.. ve akşam olmuştur. Baba beklenir. Allah bütün bekleyenleri beklediğine hayırlısıyla kavuştursun. Amin


İşte bizim bir günümüz bu minvalde.☺️🤲🏻

1 Mart 2020 Pazar

En son postumdan bu yana sekiz ay gibi bir zaman geçmiş. Ve lakin yazma ihtiyacı hiç bitmez.

Gece uyanmalarım  pek meşhurdur, bekarken kalkıp blog yazdıklarım da olurdu hani... Yine öyle gecelerden bir gece bu gece. Uyandım uyku tutmadı. Eski yazdıklarıma bir göz gezdireyim dedim. Sonra dedim ki; kendime kurduğum bu dünyayı terk etmemeliyim. Kendime mektup yazmaktan vazgeçmemeliyim. Sonra dönüp okuyunca ne hissettiğimi bilmek, nerede yanlış düşündüğümü, nerede hata yaptığımı bulabilmek için yazmak harika bir yol. Bizim saklayamadığımız defterleri sağolsun blogger saklar oldu.

Aslında gönlüm hep burada. Ama ne yazık ki bir bilgisayarım yok. Olanın ömrü nihayete erdiği için biraz da cebren terketmek zorunda kaldım burayı. Hoş aşığa Bağdat sorulmaz. Şimdi olduğu gibi küçücük telefon ekranından olsun yazmak isteyen yolu bulur abicim.

Ne kadar kolaycılığa alışmışız. Bir instagram belası çıkmış başımıza. Herkes olduğundan beş beden büyük gösterdiği hayatını gözümüze sokmaya çabalarken gerçek sanmışız. Anlık paylaşmak o kadar hoşumuza gitmiş ki biz de kendimizi kaptırıp kalıcı olandan uzaklaşmışız. Ama ömürlü şeyler değil bunlar. Bugün var yarın yok şeyler. Kaçımız ihtiyaç duyuyor bugün msn e?!

Bu da yeniden bir anahtar olsun. Hayırlı postların kapısını bu anahtar postla açmış olayım. Geniş mekanları sevdiğim gibi geniş yazı yazacağım yeri de daha çok seviyorum. Şimdi uyumalıyım. Yeniden yazmaya bismillah❤️