16 Ekim 2017 Pazartesi

Oh My Venus, Biten Kitabım, Vloggerlar

Bugün epey bir ortaya karışık postla geldim. O kadar çok şey var ki aklımda yazmayı planladığım ama bilmiyorum ne kadarını yetiştirebileceğim.. Başlayalım bakalım.



Bundan on sene falan evvel ülkeye bir Kore dizileri furyası girdi. O gün bugündür gıcığım. Bir kere dahi merak edip de acaba ne menem şeydir diye açıp izlemek gibi bir düşünceye kapılmadım. Bir de bazı hazımsızlık yaşadığım insanlar Kore dizisi hastasıydı. Belki o yüzdendir sevmediğinizin sevdiğini de sevmezsiniz ya doğal olarak. Doğal bir itiş gücü oluşturur o sizde. Aynı sevdiğinizin sevdiğini seveceğiniz ve doğal bir çekim oluşması gibi. Eğer kavram kargaşası yaşamadıysanız anlamışsınızdır. İşte sevimsiz bir blogger modeli vardı o zamanlar. Sayko gibi bir günde sekizyüzelli bölüm izleyip ertesi gün bloga dizi yorumu yapan tipler.  Tabi bir şahıstan bahsetmiyorum. Kore dizisi furyasını takip eden tüm bloggerlar bana itici gelmişti. Keza Kore dizileri de... Sebebi ise lisanlarının fonetiğine, dahası kelimelerin sonlarında yaptıkları o tonlamalara dayanamıyordum. Tabi her lisanı yaratan Allahu Teala olduğu için yaşım ilerledikçe bu gerçeği idrak etmem tüm dilleri kucaklayacak ve hatta ilginç bulacak bir hale evrildi. Bununla beraber geçtiğimiz günlerde ablam ve yeğenim şiddetle bir dizi tavsiye ettiler. Hatta Betiş'im ''Lütfen izle teyzecim, izledikten sonra da feedback yap bize.'' deyince kesin karar verdim izlemeye.

İlk bölümü öyle insanı çepeçevre sarıveren bir diziymiş gibi hissettirmedi. Ama yine de bir şans vermeye değeceğini düşündüm fakat izledikçe izledikçe tahmin etmeyeceğim kadar sempatik bulmaya başladım. Genelleme yapılabilir mi bimiyoruma ama hamilelik sürecinde Kore dizileri biçilmiş kaftanmış sanırım. Çünkü birincisi rengarenk, sevimli, üzüntülü sahnelerde bile en fazla ay savaşçısı Usagi'nin ağlama sahnelerindeki kadar dram ve gerginliğin olduğu (yani bu sıfır dram ve gerginlik demek. Ay Savaşçısını bilmeyenler shame on you and google it.) animelerin hatta neredeyse Kawai'lerin ete kemiğe bürünmüş hali gibi bişey. O yüzden hamilelikte eğlenip, kafa dağıtmak, güzel bir moda girmek istediğim için bana birebir geldi.

Kısaca konusunu:

Lise yıllarında tüm erkeklerin peşinden koştuğu, okulun ennn popüler kızı olan  kızımız aradan geçen onbeş seneden ve avukatlık kariyerinin çetrefilli yollarındaki stresli hayattan sonra epey bir tomboloş olup eski halinden eser kalmamıştır. Yine onbeş senelik erkek arkadaşı olan tip yıl dönümlerinde kızı terkedince depresyonun dibine vurur. Fakaaaat hayat sürprizlerle doludur ve ünlülerin personal body trainer ı, herkesin adını bildiği kimliğini bilmediği yakışıklı ile yolları kesişir. Derken macera başlar.

Ben dört bölüm izledim ve gerisini çok merak ediyorum. Dizi ile ilgili son birşey daha.. Hint filmleri de böyledir, bu izlediğim dizi de böyle. Yani romantizm belli çerçeve dahilinde sempatik bir şekilde işlenmiş. Olayı itici hale getirecek erotik ögeler yok sizin anlayacağınız. Aksi halde ben çok rahatsız edici buluyorum.



Gelelim kitabımıza. Maşaallah diyeyim kendi nazarıma kendim gelmeyeyim. Kitap okuma hızımı kendi standardıma göre yine epey bir arttırdım. En son Mahmut Erol Kılıç'ın Hayatın Satır Araları kitabını okuyup bitirdim. Kitabın ilk yarısını başladığım gün yalayıp yutmama rağmen sonlara doğru amacını aştığını ve konudan saptığını düşünüyorum. Neredeyse herkese tavsiye edecektim ki son birkaç bahis beni fikrimden caydırdı.

Kitap ana tema olarak irfan temelli eğitime geri dönülmesi bahsi üzerine yürüyor. Yani okullarda keza ailede evlada verilen teknik eğitim ve terbiyenin içi boş birer bilgiden ziyade irfan mertebesine yükseltilebilirse toplumca yeniden kalkınıp eski marifet ruhunu tekrar kazanabileceğimizi anlatıyor. Ki bunu anlatış şekli öyle mest edici dediği herşey öyle doğru ki her satırın altını çizilesi buldum. Yani ilk yarı bunun üzerine kuruluydu. İkinci yarıda bir tasavvuf kültürü olarak hoşgörünün kapsayıcılığından bahsetse de ben bazı mevzuların yersiz olduğunu düşünüyorum.

Örneğin Kerbela konusunu açınca Hz Muaviye'den takdis edici bir ünvan ile bahsetmeyişi beni rahatsız etti. Hz. Ali K.V. efendimizi (K.V.) ile taltif etmesine rağmen Hz.Muaviye R.A.'a ne hazret ne de radiyallahu anh diyerek takdis etmemesi beni irrite etti. Bir de oğlunu yerine tayin eden şahsın kendisi olduğu iddiasında bulunuyor. Velev ki öyle bile olsa suç bireyseldir ve biz de sünniler olarak Yezid'i elbette sevmeyiz. Hazreti Muaviye radiyallahu anh da bu yaşananların olacağını bilemezdi ve oğlunun yaptıklarından mesul tutulamaz. Ayrca Hz. Muaviye R.A. namazlarda ''rabbene lekel hamd'' diyerek peygamberimiz s.a.v. tarafından kabul gören bu sünnetin başlangıç babası olmakla beraber yine peygamberimizin s.a.v.  methine mazhar olan sahabe efendilerimizdendir. Yani herkesi hoşgörüp kucaklayıcı olalım, Alevilerin de sünnilerin de nabzına göre şerbeti verelim derken kocaman bir sahabeyi alelade biriymiş gibi bir konuma koymak olmamış.

İkincisi ise Nevruz kutlamalarının tamamen ananevi birşey olduğunu ve bunun miliiyetçileştirilmeden kutlanırsa kültürel zenginlik olarak devam edebileceği ve böyle olması gerektiğini söylemiş. Hatta ateş üzerinden atlama eylemini öyle olumlu yorumlamış ki neredeyse yapılmasını tavsiye edecekmiş.  Bunu da doğru bulmuyorum. O kutlamalarda yapılan ritüellerin pagan inanış biçimleri ve mecusi adetleri doğrultusunda işler olduğunu bize alimler söylüyor.

Dediğim gibi Hayatın Satır Araları bana çok şey katmakla beraber tetkik edebildiğim kadarıyla bu cihetlerden sınfta kaldı. Şayet ''sapla samanı ayırabılen biriyim ve yeterince ilmim var'' diyorsanız okuyabilirsiniz yoksa kucaklayıcı hoşgörülü olacağım diye kimin ne olduğunu ayırd edemez hale geliverirsiniz.

En son bahsedeceğim ise takip ettiğim bir kaç vlogger. Ben eski bloggerlardanım ve blog yazmayı da bırakabileceğimi sanmıyorum. Kendim için yazıyorum çünkü. Seneler sonra dönüp okuyabilecek notlarım olsun, kendime yolculuk yapabileyim istiyorum. Yani bunlar kendime mektuplarım. Tabi bunu deferlerle de yapıyorum ama oradaki mecra ile buradaki bambaşka ve internet ortamındaki yazılar daha kalıcı. Vlog yapmak ise daha popüleriteye yönelik bir eylem ve benim de kendimi ekran önüne koymak ve kişisel güvenlik gibi kaygılarım olmasa kesin bu işe de el atardım. Çünkü ben izlerken çok keyif alıyorum. Yani bir de öyle bir zamanda yaşıyoruz ki artık insanların sosyal paylaşımları ile ilgili sivri düşüncelerimi epey törpülediğimi düşünüyorum. İsteyen istediğini paylaşabilir. Tabiiki kendi olduğu yapmacık ve sahtelikten uzak samimi bir uslupla davrandığı müddetçe. Olmadığı biriymiş gibi davranıp, olmadığı hayatları yaşıyormuş gibi göstermediği müddetçe. Zaten samimiyetine inandığım insanları takip ediyorum. Tabi her milletten her nevi insan var ama bizim Türk vloggerları daha yapmacık gerçeklikten uzak buluyorum. Yine de enelleme yaparak söyleyemem.



Mesela içlerinden Görkem Karman çok farklı zihniyetlere ve zevklere sahip olmamıza rağmen en samimi bulduklarımdan. İki kız kardeş olmaları bizim olduğumuz gibi, kedi sever olması benim olduğum gibi, bebek bekliyor oluşu benim de bebek beklediğim gibi, bir süre evvel evlenmiş olması, aile yapısı, doğallığı kendime yakın ve yatkın bulduğum yanları. Makyaj tutoriallarını değil ama sohbet videolarını ve ailesi ile kız kardeşi ile vloglarını izlemekten büyük keyif alıyorum.



Öte yandan vloglar başka kültürlere başka hayatlara kapı aralayan araçlar benim için. Mesela Fly With Haifa takip ettiğim yabancı vloggerlardan. Geçen gün paylaştığı bir videoyu seyrettim. Babasının başka bir anneden olma çocuğu yani baba bir anne ayrı erkek kardeşi ile ilk karşılaşmasını kaydedip paylaşmış. O kadar samimi, sıcak enteresan geldi ki... İnsanlar gerçekten çok değişik hayatlar yaşıyorlar. Ayrıca Haifa pek çok ülkeye sık sık seyahat eden biri. Eğer bir göz atarsanız çok değişik deneyimleri olduğunu göreceksiniz. Mesela Haifa'nın bende uyandırdığı izlenim çok önyargısız bir kız. Bir o kadar da sevecen, doğrusu onun da hiç yapmacık olmadığını son derece naturel olduğunu düşünüyorum.



Yabancı vloggerları izlemek insana hayatla ilgili değişik bir vizyon kazandırıyor. Kendi adıma öyle. Bir başka takip ettiğim kimse ise pembe saçlı kız Laiba. Onu sosyal medyada Bodmonzaid olarak tanıyoruz. Yine makyaj tutorialları ile popüler ama ben onun daha ziyade ailesi ile yaptığı vloglardan çok ama çok hoşlanıyorum. Erkek kardeşleri ile o kadar tatlı bir diyaloğu var ki. İzlerken sık sık maşaallah derim. Haifa yanılmıyorsam Ürdün asıllıydı. Laiba ise Pakistan kökenli Kanada'lı.



Ah az daha unutuyordum. Kendisi bir vlogger değil ama takip ettiğim ve videolarını sık sık izlediğim bir diğer isim Talha Uğurluel. Yani gerçekten günümüzde böyle vizyoner, böyle açıkfikirli insanların milletimizde hala yetişebildiğini görmekten büyük mutluluk duyuyorum. Özellikle Talha hocanın  Youtube videolarını şiddetle izlemenizi öneririm.

Başkaları da var ama şimdilik bahsetmek istediklerim bu kadar. Uf amma çok konuştum. Ben gidiyorum cinconlar. Sonra yine görüşürüz adios. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?