3 Ekim 2017 Salı

Kitap yorumları (Shantaram) (9 Ay 99 Esma)

Bugün bir değişiklik yapıp belediye tesislerine gideyim orada hem kitabımı okuyayım hem de göl manzarasının tadını çıkarayım dedim. Bir de hemen hemen üç aydır yürümüyor olmanın hantallığı üzerimden atılsın oraya kadar bir ufak yürüyüş olsun diye düşündüm ama sadece düşüncede bıraktım eyleme geçiremeden blog yazmaya oturdum. Bilmiyorum belki uygulamaya geçiririm ama bazen bütün işimi gücümü düşünce gücüyle yapıp bitiriyor sonra da dinlenmeye çekiliyorum. Çok fazla mental enerji harcıyorum dinlenmem lazım ama değil mi?!! Zaten yine bu ara zombi moduna bağladım. Ne güzel bir düzen oturtmuştum. Günlük yapmayı vazife edindiğim şeyleri azar azar ama istikrarla yapıp devam ettiriyorken birden ip koptu. Her tanem bir yana dağılınca da ben işte böyle uykuya veriyorum kendimi. O kadar ki en abuk rüyaları da görüp bitirene kadar uyanmıyorum. Hatta bu sabah ''Tabi tabi Allah çoluğumuza çocuğumuza sağlık afiyet versin acılarını gçstermesin'' diyordum kadının birine en son yataktan kalkarken. Kalkıyorum daha rüya görmeye devam yani. Bir de yine rüyamda transformers dünyayı istila etmiş ben de onlardan yer altında inşa edilen barınaklara kaçmaya çalışıyorum karşımı iii tiii gibi bi mahluk çıkıyor beraber kaçıyoruz falan fıstık. ''Fantazi dünyam rengarenk bu daha hiç bir şey.'' Artık Allah akıl fikir versin olana zeval vermesin amin.



Neyse efenim size filmlerle kitaplarla geldim bugün. Ah bu arada elektrikler kesik. Bıdıgasın pil ömrü vefa eder de postu sonuna kadar yazıp bitirebilirsem ne mutlu bana. Taaa hamile olduğumu öğrenmeden evvel bir kitap okumuştum. Yalnız erteleye erteleye bloga yazmak ancak bugüne nasipmiş.

Kitabın adı; Shantaram. İnsanın yaşı ilerledikçe kitap okumanın roman okumak demek olmadığını idraki artıyor ve meyli başka türlere kayıyor. Malum bizim milletimizde kitap okuma anlayışı roman okumak demek. Başka türleri okumak da sırf entelektüel bir kimlik kazanmaya çalışmak uğruna ve içindekileri anlamama pahasına ıkına sıkına bir kitabın sonuna  anca gelebilmek oluyor. Belki yarısından terk. Neyse efenim diyeceğim o ki... Hatırat severim. Bu kitap da romanlaştırılarak yazılmış hatırattan ibaret. David Gregory Roberts Avustralya hapisanelerinden filmlere konu olacak bir cevvallikle kaçıp Hindistan'a gelmiş ve burada uzun seneler kanun kaçağı olarak yaşarken aynı zaman da yine kanunları çiğnemeye devam etmiş bir eski hükümlü. Yeni kitap editörü, yayınevi sahibi. Bu adamın hikayesi okunmaya değer. Kapağının üzerindeki eleştirmen yorumlarından birinde bu kitap ne ile ilgili diye sorarsanız size herşeyle ilgili derim diyordu. Kitabı okuyunca gerçekten ne demek istediğini anladım. Benim için hayatımın top 5 listesine rahatlıkla girdi. Ve o kategoride bir numarayı seve seve kendisine verdim.

Yazarın o kadar değişik bir bakış açısı var ki hayata, olaylara, insanlara. Kafası bizim kafamızın çalıştığı gibi çalışmıyor şüphesiz. Bambaşka bir mekanizmayla işliyor olmalı ki o açık fikirlilikle ancak yaşadıklarını kaldırabilirdi zaten. Zaten o yüzden David Gregory Roberts olduğu için yaşadı o olayları biz değil.

Hindistan zaten çocukluğumdan beri alaka duyduğum, belki en çok alaka duyduğum ülkedir. O çok renklilikleri, kültürel yapıları, filmleri, müzikleri, dansları, mehndileri, sarileri, hızmaları, bilezikleri, tapınakları, sanskritçeleri (komik fonetiğine rağmen) her zaman ilgimi çekmiş ve en alaka duyduğum kültür olmuştur hep. Aynı çekime yazar da kapılmış olmalı ki önce sadece çaresizlikten kaçtığı yer olan Hindistan bütün fakirliğine, sefilliğine, baraka hayatlarına, kolera salgınları, fare ve böcek ısırıkları, foseptik çukurlarıyla iç içe, kendine özgü kalabalığı, cüzzamlıları ve gangsterleriyle yaşamaya katlanmasına rağmen sonra vazgeçemediği bir tutkuya dönüşmüş. Gelmiş, gidememiş.

Yani insanın başına neler geliyor, insanlar nelere katlanıyor. Hem yazar için, hem de Hindistan'da yaşayan o fakir halk için geçerli bu söylediklerim. Öyle büyük çaresizliklere katlanıyorlar ki insan içinde bulunduğu hayata binlerce şükür ediyor. Kitap bana çok tefekkür ettirdi. O fakir, küçük hayatlarının içinde o kadar umutlu ki o insanlar aman Ya rabbi okumadan anlaşılacak gibi değil.

Tavsiye ederim ama kitap tavsiyesi olsun diye değil, eğlence olsun diye de değil; bir hayat görüşü kazandırsın, insanlar nasıl hayatlar sürüyor bir fikriniz olsun için şiddetli bir şekilde okumanızı öneririm.

İnsana yeni bir bakış açısı kazandıracak, tefekkür ettirecek ve zihin açıklığı getirecek çok az kitap var bildiğim. Hani derler ya bir kitap okudum hayatım değişti tabii ki o kadar değil ama ona yakın bir yerlerde. Eğer soğurup sindirebilirseniz, bolca tefekkür edebilirseniz şüphesiz yeni bir bakış açısı kazanacaksınız hayata dair. Shantaram'ın benim için apayrı bir yeri var ve evladiyelik kitap mirası listesine çoktan girdi.



Gelelim 9 ay 99 esma kitabına. Eşimin kuzenlerinden birinin hanımı hamileliğimi öğrenince bana hediye etti bu kitabı. Hamile bir anneye hediye edilebilecek en güzel şeylerden biri bence. Yani kitaba başladım ağladım, bitirdim ağladım. İnsan o kadar güzel tefekkür ettiriyor ki... Aşama aşama bebeğin gelişme safhaları ve Allahu teala hz lerinin bu aşamalara 99 ismi şerifinin tecellilerini derlemiş yazar. Yani mesela görme mekanızması oluştuğu haftada el basır ismi şerifinin tecellisi ile ilişkilendirmiş. Duyma mekanızması oluştuğu haftayı Es semi ismi şerifi ile. Bir çırpıda okuyup yutuverdim ben. Her anne adayına da özellikle hamile iken okumalarını tavsiye ederim. Yazarın adı Ayşegül Akakuş Akgün.

Bir de film yazayım diyordum ama bıdıgasımın pili bitmeden postu bitireyim onu da bir başka sefere erteleyelim. Görüşürüz bebektolar hepiniz de benim bebeklerimsiniz Adios. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?