9 Ekim 2017 Pazartesi

Türbe Ziyaretleri (Sümbül Efendi, Merkez Efendi) ve Son Ahvalim

''Çok yorgunum beni bekleme kaptan
Seyir defterini başkası yazsın... '' diye bir girizgah yapmak geldi içimden çünkü hakikaten bugün hem ruhen hem bedenen çok yıpranmış ve yorgun hissetsem de kendi seyir defterimi bittabi kendim yazacağım ya kim yazacaktı?!!!

Ruhen yorgunum çünkü bilmiyorum neden?! Şu an için özel bir nedeni yok bunu ama öyle hisediyorum. Negatif yükleyen insanlar her ne kadar üç aydır bebeğim için uzak durmaya çalışsam da, kulaklarımı tıkasam da her zaman etraftalar, bir yerdeler, evrendeler. Varlar işte. Daha doğrusu her insan bazen farkında olmadan negatif yükleyebiliyor. Saflığı yüzünden, patavatsızlığından ve ya hakikaten tamamen art niyetli olduğundan. Bu tabii ki onların küllühüm kötü bireyler olduğunu göstermez ama zaman zaman uzak durulması gerektiklerini gösterir. Şu anda şahsıma yapılmış sözlü ya da fiili somut bir saldırı yok elhamdülillah tabi ama somut birşey yapmamış oluşları bazen varlıklarının bile rahatsız edişi gerçeğini malesef değiştirmiyor. Daha önceden kendinize olanları biliyorsunuz değil mi ama?!! Kimi zaman görmezden geliyorsunuz, kimi zaman batıyor işte. Hassas dönemden geçiyorum ve bu dönemin hatrına insanoğluna sinir olma kredim olduğunu varsayıp topyekün herkesi görmezden gelmek gibi bir lüksüm olduğunu düşünerek kendime müsaade ediyorum. Çünkü bazen kaçabilmenin yolu doyasıya sinir olmak ve bu sinir harbiyle yüzleşmek. Haydi bana sinirli günler deyip postu sonlandırırmışım ama değil. Bu tatlı mı tatlı bir gezi postu olacaktı fakat ne kadar negatif bir girizgah yaptım böyle. Gerçi dediğim gibi hassas dönemden geçiyor olmanın verdiği limitsiz sinir olma kredisi ve lüksünü kullanıyorum, kullanacağım. Çünkü üstünü örttüğüm her his birikim yapıp big bang gibi bir patlama ile daha beter bir hale evrilip geri dönüyor. Yüzleş kurtul felsefem. Hem kafamda düşünüp tarttıkça daha iyi idrak ediyorum bazı bazı halleri. 

Öte yandan bedenen yorgun oluşuma gelirsek hamilelikten midir nedir çok çabuk ve çok fazla yoruluyorum. Zindeyim. O konuda bir problem yok ama çok az bir efor, çok kısa bir zamanda, çok fazla yorulmama sebep oluyor. Sonra kendimi bir yere atıp uzunca dinlenmek ihtiyacı hissediyorum. 

İşte ben bu hallerde iken sakal kişisim dün türbelere gitmek istedi. Ben biraz gönülsüz olunca da ama eskiden ne güzel giderdik diye yakındı. Kıyamadım haydi bi gayrete gidelim Zeynep bunda vardır bir hayır bakalım bugün bizi kimler çağırıyor, nasibimiz hangi kapıda dedim düştük yola. Dün hava çok kapalıydı İstanbul'da. Öyle havalar da bana hiç yaramaz. Belki yukarıdaki ruh halimin sebebi bugün hala o havanın tesirini üzerimden atamamış olmak bile olabilir. Millet de evlere kapanmış. Caddeler sokaklar İstanbul'un kalabalığına yaraşmayacak kadar boş. Milletin bir akıllısı biz iki kafadar düştük yola. Önce Sümbül Efendi'ye vardık. Fakat ne ziyaret ettiğimi anladım, ne feyz aldım. Öyle ot gibi okuduklarımı alelade ayaküstü bir yerde bağışlamak zorunda kaldım yürüdük gittik. Çünkü restorasyona almışlar. Her yer metal plakalarla kapanmış ve sadece küçücük bir koridor kalmış insanların geçip gidebileceği. Haricinde mübareği ne ziyaret edebiliyorsunuz, ne nerede yattığını, hangi kabrin ona ait olduğunu anlayabiliyorsunuz... 

Dedim; Zeynep bak gönülsüz geldin bu dergahta yoksa kabul mü edilmedin?!! Ya nasip... İnşaallah bir dahaki sefere deyip atımızı Merkez efendiye doğru sürdük... değil arabamızı sürdük çünkü atımız yok, olsa çok severdik. ''Unicorn'ları da severiz gerçek olsalardı bir tane alırdık.'' Neyse.. 


Sümbül efendiden görüntüleyebildiğim tek kabristan. Aslında kabristan da denemez de tekkenin hazirelerinden biri galiba. Sadece buranın restorasyonu bitmiş ve plakalar kaldırılmış. Ayrıca bu kabir taşı üzerindeki yazıyı okuyabildim ve çok sevindim çünkü sanırım rik'a denilen türde yazılıyor hep kabir taşları ve onları okuyabilmek imkansız gibi gibi... Bu açık seçik yazıldığı için okuyabildim. O yüzden özellikle bu mezar taşının fotoğrafını almak istedim. Yani bundan yüz yıl öncesinin yazısını okuyamamak gibi bir dramımız var. Farkında bile değiliz. Tabi bir mezar taşını okuyamamaktan ne çıkar diyebilirsiniz ki bu bile son derece kısır, vizyonsuz bir bakış açısı bana göre ama düşünürseniz çok değil bundan yüz yıl önce yazılmış bir kitabı, bir mecmuayı, gazete küpürünü bile okuyamadığımızı farkeder ve kendi özümüzden ne kadar bihaber olduğumuzu anlarsınız. Geçmişini bilmeyen geleceğine ışık tutamaz.  Bu arada yanılmamışsam bu taşın sahibi zat Ebubekir efendi isimli bir müderrisin oğlu imiş. Yani bugünün profesörüymüş babası. O seviyede ders verici kişisi. Allah rahmet eylesin. Dediğim gibi fotoğrafını almak isteyeceğim kadar farik vasfı mezar taşını okuyabilmiş olmam. Aksi halde İstanbul gibi bir deryada binlercesi var biliyorsunuz böyle eserlerin. 


Bu sıpaları da yine Sümbül efendi civarında resmeyledim. Yani şimdi kafalarını koparıp yutmak isteyen bir ben miyim?!! Bir bahçem olsaydı kedili kadına çıkardı adım kesin. Şu kedi hayvanında bir başka tılsımlı hal var. 


Oradan hooop atladık Merkez efendiye. Derken sizi türbe ziyaretleri diye kandırıp hamam hamam geziyorum sanıyorsanız, hayır!. Çok yanılırsınız. Çünkü de burası eski deyim ile imaret, yeni deyim ile kompleks yapı olarak inşa edilen Merkez efendi tekkesinin hanımlar hamamı. Henüz onbeş gün olmuş restorasyondan geçeli ve terrrrrtemiz misler gibi. Ben hamam çok severim ama buna rağmen  Eskişehir'li biri olarak termal suyun şehrin merkezinden fışkırdığı bir yerde ömrümün yirmi sekiz senesini geçirdiğim halde sekiz kere hamama girmemişimdir. Girememişizdir. Çünkü üryan teyzeler, ablalar, yengeler, eltiler, halalar, hacılar, gacılar her türlüsü olduğu için annem o kadar özenmeme rağmen oralar bizlik değil kızım der gitmemize izin vermez, kendi de gitmezdi. Ama zaman zaman hamamı kapattırır bize özel tahsis edilen zaman dilimi içerisinde bizden başka kimse girmemesi şartı ile bize de o zevki tattırırdı. Tabi sayılı kez. Hamam bir kültür zenginliğidir bana göre. Eski kalıntalara bakınca nerede bir medeniyet kurulmuşsa orada bir hamam inşa edilmiş. Dolayısıyla medeniyet seviyesinin de bir kıstası esasında. Kudretleri yetiyor o külfetin altına girip koca koca temizlik haneler inşa ediyorlar.. Roma'lılar Hitit'ler, Selçuklu, Osmanlı... Hasılı şöyle tertemiz bir hamamda doyasıya sefa yapmak içimde bir uktedir. Çıplak gacilerin sefası olsun. Konuya dönmek icab ederse. Yeni restore edildiğini öğrenince bir içeri girip bakmak istedim. Tabi bizim Eskişehir'imizdekiler gibi kocamaaaan kocaman değiller ama terrrrtemiz ferah bir yer. İçeride ise bir kişi dahi olmaması şansım oldu fotoğraf alabildim. Vazifeli kızlar bana girsenize dediler ama türbe ziyaretlerini bırakıp hamam sefası yapamayacağım için teşekkür edip çıktım çıkmasına da canım kalmadı değil. Mükemmel bir terapi, muazzam rahatlama. Bu arada akşama orada gelin hamamı yapılacakmış. Rezerve etmişler. 


Kısa hamam turundan sonra Merkez efendiyi ziyarete yönlendik. Yani yerlerin enerjisi olduğuna inananlardanım. Ayrıca bu zatların da yattıkları yere enerjilerinin sirayet ettiğine, sindiğine de inanıyorum. Biz Sümbül efendide iken de iki cenaze vardı. Buraya geldiğimizde de cenaze vardı. O beni epey bir sarstı aslında. Ama buna rağmen bu zatların feyzi cari. Hakikaten de oraya haleti sirayet etmiş, taşın, toprağın ruhu var. İnsana sekinet nakşediyor resmen. En otumuz bile gitse yine payına bir hisse alır. Oradaki değişik hali hisseder. Çok güzeldi elhamdülillah mutlu oldum, ziyaretimizi yaptık, inşaallah bereketlendik ve çıktık. Öğlen namazımızı camide kıldık, eşim cenaze namazına da iştirak etti  ve evin yolunu tuttuk. 

Son olarak önce Sümbül efendi, ardından Merkez efendiyi ziyaret edişimiz tevafuk eseri değildi. Sümbül efendi Merkez efendinin üstadı, şeyhi, hocası imiş. Biz de evvela hocasını, sonra talebesini ziyaret etmeyi uygun gördük. Güzel de bir tanışma hikayeleri var. 

Dünümüz böyle geçti cinconlar. İnanın insanın ruhu bir süre sonra istiyor bu ziyaretleri. Çünkü bu işte değişik bir hal var. Ama giderseniz size tavsiyem ziyaret ettiğiniz o zatla ilgili mümkün olduğunca bilgi edinip gitmeye gayret edin. O zaman daha bir bilinçle, ruhla ziyaret ediyor insan. İnşaallah bebek gelene kadar arzum onu olabildiğince çok zatın kabirlerine götürebilmek ve manevi bereketlerini, dualarını, feyizlerini hem bebek için, hem kendimiz için alabilmek. 

Ve de postu yazmaya başladığımdan daha deşarj hissediyorum şu an. Anlattım içimi döktüm haydi şimdi okuyup siz de şişmeyin yazık. Yazmak her zaman iyi gelmiştir. O yüzden yapıyorum, Yapacağım inşaallah. Pöpüldünüz adios.

2 yorum:

  1. Merkez Efendi ve mahallinden pek feyz alırım, severim. Ve fakat doğma büyüme bir İstanbullu olarak Sümbül efendiyi henüz ziyaret etmediğimi itiraf edeyim. :/

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. O kadar uzun süredir restorasyonda ki bir süre daha gitme. Ama sonra muhakkak git, gidelim. Hatta hemen gidesim geldi. Şu restorasyon bi bitse.

      Sil

Senin fikrini de alalım?