9 Ocak 2018 Salı

''Şiddete meyyalim vallahi dertten''

Dedim ama Allah dert verip de derman aratmasın. Sen de dert anası oldun anacım ama neyleyeyim burası da benim tükürük kovam. Biriktirip biriktirip buraya döküyorum. Yoksa sair zamanda lokum gibi kadınım...



Çocuğunu sezaryenle doğurup bir başına ameliyatlı haliyle sobalı evde hem canıyla hem cananıyla uğraşan Suriye'li anadan tut da; çocuğunu cami şadırvanında yıkayan evsiz Suriye'li anaya kadar görüp tanıdığım asıl dert sahiplerinin varlığından da bihaber değilim camdan şatolarda yaşayan birileri gibi. Camdan şatoda kırılır, o bile dert. Dersiz insan yok lakin asıl dert onlarınki biz de olur olmaz şeyleri kendimize dert ediniyoruz. Hem dertleri bire indirirsek ortada hiç dert kalmayacağı gerçeğini de es geçiyoruz.Yine de şiddete meyletmeme yeterli sebep teşkil ediyor hali hazırda var olan durumlar.

Bir film repliğidir başlık. Gerçi hoş memeketimin aydın geçinen kültür mantarları o cümleyi de vurgu bazında etimolojik olarak doğru kullanamamışlar diye düşünüyorum ama tek başına anlatılmak istenileni gediğine cuk diye oturttuğu için başlık yapmakta bir sakınca görmedim. 

Efem bir aile yakınımız vardı. Annemlerin Nuh a.s. zamanından kalma bir ahbapları. Bize ''Siz kelaynaklar sülalesisiniz, nesliniz tükendi.'' derdi de kadının lafı o vakitler benim için bir komedi unsuru olmaktan öte geçemezdi. Halbuki ayan beyan demek istediği; ''Artık sizin aileniz gibi bir aile yok, nesliniz tükendi, siz türünüzün son örneğisiniz.'' anlamına geliyormuş. Yaş kemalde idrak ettim şükür. Yerden göğe kadar da haklıymış. Hakikaten türümüzün son örneği olarak numunelik varlığımızı sürdürüyoruz. Artık sen buna ister kendini beğenmişlik de, ister burnu büyüklük, ne dersen de... Umurum değil ayrı mesele. Üstelik köküne kadar hak ediyoruz. 

Bizi anamız danamız insan evladı yetiştirdi. Yetiştirmez olaydı. Çünkü dünya denen bu ahıra hem de öyle koyun-keçi gibi kibar cinsinden değil büyükbaş cinsinden olanların arasına bizi bu halimizle ''Haydi sen de bu nazenin halinle kibar kibarcık çıtkırıldım yaşa evladım bu davarların arasında...'' deyip saldılar sağolsunlar. Artık nasıl yaşanacaksa... Otuz yaşıma kadar nezaket gösterdim, kabalıkla rücu edildi, merhamet ettim, acınacak hali olanlardan zulüm gördüm, yine de iyilik ve hüsnü niyetle mukabele ettim, art niyet ve fesatlıkla sınandım, sınanıyorum. Ölene kadar da bunun böyle devam edeceğini kabullendim. Çünkü insan kemale eremezse, azıcık da olsa irfandan nasiplenemezse öyle habis bir varlık. 

Ha hoş görülür cinsten olanı var, tahammül edilmezliğe varanı var... Ben iki türlüsünde de başkasının adına utanma kavramını mütekerriren yaşıyorum. Onların adına insanlığımdan utanıyorum. Annem her zaman başkasının ayıbını yüzüne vurma derdi. Gerçekten de bunu öğrendim. Kendime karşı yapılan ayıpları dahi tolore edebilme kabiliyeti kazandım ama bu sefer de karşımdaki insanı canavara çevirdim. ''Abi ben neymişim ya...'' oldu her hoşgördüğüm. ''Madem yapabiliyorum, yapmalıyım..''  moduna bürünüldü. Tarlada keklik diye leylek kovalamaya başladı hasbalarım, egolar uzay, enaniyetler zeplin oldu. ''Hatalıyım, hoşgörülüyorum, düzelmeliyim, düzeleyim.'' denilmedi hiçbir zaman, bir farkındalık uyanmadı ufacık... Uyanmayacak. Ama bende bir kıvılcım çaktı. Yine aynı terbiyeyi icra ediyorum ama bu sefer artık kendimden de ödün vermiyorum. Annemin öğretilerine sadık kalıyorum ama ''Bu da benim yüzüm, yere serdim, gel buyur ez'' demiyorum. Zerre prim vermiyorum. Çünkü insanları canavara çevirenin yine kendim olduğunu idrak ettim.

Daha o kadar gelişemedim ama bir hata, bir kusur görünce münasip lisanla uyarılması gerektiğini, uyaramıyor muyum, yaptığı işteki hoşnutsuzluğumu belli etmem gerektiğini, sanki memnunmuşum gibi davranarak, mahçup olmasın diye görmemezlikten gelerek pompalamaktan vazgeçmem  gerektiğini idrak ettim. En güzel yanı da uygulamaya geçirdim. Hala nezaketimden kütüklerin darbeleriyle çıtkırılacam ama yine de bir nebze olsa gelişme görüyorum kendimde. 

Eh buna da olgunlaşmak deniyor. 

Canım evladım şimdi seni nasıl yetiştirmem gerekiyor acaba?! Ne ez, ne de hakkını ezdir!!! Ama sana bunu nasıl öğretmem gerekiyor??? Allah muinimiz olsun.

Yani nasıl bir kıyamet alameti hakikaten cahiliye devrindeki topluluğa bu kadar mı dönüştük, bu kadar mı cıvık yumurta, çürük elma içimiz?! Toplumda sekineti sağlamak için ille Dexter adaleti uygulamak mı icab ediyor?!



Dünyanın en büyük reformisti en cahil adamın bile bu hayata yeni bir bakış açısı kazanmasını sağlamıştı bindörtyüz bilmemkaç küsür sene evvel. Hem de burun kanatmadan.. Nasıl yapmıştı? Göğüslere nasıl yerleşmişti, nasıl arifan meclisi olmuştu eşkiya meyhaneleri? Hayretim idrakimin ötesinde.. Sadece dua edebiliyorum. Bize yeni bir aydınlık çağ lazım. Koşuyoruz dolu dizgin yemi gür gelen azgın atlar misali bir bilinmeze.. Acıtıyoruz, tepiniyoruz yürekler üzerinde. Allah hayretsin.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?