21 Ocak 2018 Pazar

Siz sarraf mısınız?

Yedi aylık hamile kadının iki gün üstüste zönk zönk gezmesi nerede görülmüş şey?!

Aslında millet sokaklarda doğuracak. O derece gezen tipler biliyorum ki karnı burnunda uzak yol seyahatlerine dahi çıkanı var velakin bizim gibi durağan hayat yaşayıp, gebelik öncesi hayatında dahi gezmeye ennn fazla bir gün ayırmaya tahammül edebilen insanlar için iki gün üstüste program aşırı yükleme oldu.

Cumartesi bir arkadaşımızın davetine icabet ettik. Pazar günü ise bir akrabamızın nişanındaydık.

Yorucuydu ama insan kalben kendi duyularına yakın insanlarla haşır neşir olunca daha bir huzur buluyor. İnanmazsınız Cumartesi günü konuşup muhabbet ettiğim kimseler, geçtiğimiz tüm üç sene boyunca gördüğüm, gittiğim, geldiğim kimselerden daha halden anlayan insanlardı. Bazılarıyla ilk kez orada tanışmış olsam bile... Çünkü farklılıklarımız olsa da aşağı yukarı aynı frekanslardayız. Çok bişey demiycem ama şunu söyliycem; anneannem derdi ki " kızım melek tabiatlı insan melek tabiatlı insanla, şeytan tabiatlı insan da şeytan tabiatlı insanla anlaşır."

İnsan yaşadığı mühlet boyunca çok çeşitli kimselerle karşılaşıyor. Hep dua etmişimdir. Sevdiklerinle yar et, sevmediklerinden uzak et; diye Allah'a. Elhamdulillah kabul da oluyor. Ha şeytanın; yaşadığı muhitin şubesine vekaleten kendisini bıraktığı insanlarla da tanıştım, o insanlar da girdi hayatıma ama arkamdaki dua ordusu, dua kalkanı, dua zırhı onların zararından bertaraf  etti bizi elhamdulillah. Hala da hayatımdalar.

Çok muhterem, çok nezih, temiz kimseler de tanıdım. Elhamdulillah. Onlar da hala hayatımdalar. Allah böylelerin sayısını arttırsın.

Bakın mesela ruhların kaynaşması diye bir mevzu var. Ben Cumartesi günü gittiğim evde hayatımda ilk kez gördüğüm insanlar tanıdım. Ama alemi ervahtan tanışıklığımız olacak ki konuştuklarımızla, ruhlarımızla ne de güzel kaynaştık birbirimize.

Sonra meşreplerin uyuşması, kafaların denkliği diye bir olgu daha var. Toplumun hangi kesiminden olursa olsun müşterek doğrularda fikir birliğine varıp uzlaşınca insan karşısındaki ile ayna tesiri yaşıyor, ruhlar ayna gibi birbirine aksedip yansıyor. Sen ona muhabbet duyuyorsun, o sana.. Ne için? Çıkar yok, mübalağa yok. " Birbirini Allah için sevenler..." hitabına muhatab oluyorsun. İnan başka birşeyden değil.

Öyle insanlarla gün geçirdiğim oluyor ki tahammülsüzlüğün üst sınırına gelip dayanıyorum da cinnetin eşiğinden el sallıyorum o kimseye ama yüzümde o gülücükle baba rol kesiyorum da farkına varmıyor. Ha gerçek manası ile rol kesmeyi mecazen münafıklık olarak nitelendiririm ama bu durumda geçim ehli olmanın yolu, aklını kullanmaktan ve rol kesmekten geçiyor. Aksi halde saç saça, baş başa olmak işten bile değil. Ki o da benim etiğime uymuyor. Tüm bunları ise pratik ede ede öğrendim. Sen de sağ ol hayattan yendiğim kazıkların bileşkesi olan tecrübe kardeş. Senin sayende öğrendim.

Ana baba kapısında kader müsebbibi ile  heba olmuş ama talihi dönüp bir iyi yere düşen, sonradan görme, ne oldum delisi,  koca budalası, idrak mağduru, şeytan oyuncağı tanıdığım kaç kişi var bilseniz... Onlarla ünsiyetten, arkadaşlıklarından ne ruhum doyuyor ne gönlüm, ne dünyalık bir birikimleri var ne de ahiretlik bir işten anladıkları. Ne bu tarafa faydaları var, ne de öte tarafa faydaları... Hatta buradaki zararları geçirdiğimiz saatler sonunda ruhuma dolan kasvet, iç karanlığı, buhranlar... Yılan dillerini hesaba katmıyorum. Öte taraftaki zararlarını ise daha bilmiyorum bile... Faydaları şöyle dursun...

Hepsinin yanında dullukla yedi çocuğunu bir yamalı eteği altında eyleyen, kümesten beter evinde beş kuruş gelirsiz, hayatını kifayet miktarı ile değil perişanlık noktasında şükür, sabır ve tevekkülle sürdüren Eskişehir'imdeki mavi gözlü ismi lazım değil teyze Allah inandırsın indimde pek daha ziyade kıymete haiz. Görseniz o kılıkla insan yerine bile koymazsınız her iddiasına varım.


Rahatı görünce mi bilmem insan bir dişleniyor, değişip güç sarhoşu olduğundan mı bilemiyorum artık kendine kendinden olmayan bir gücün tesiri ile aşırı bir güven duyuyor, şımarıyor ki bu şımarıklık ennn tahammül edemediğim iş. Evvelki halini, çıktığı deliği, attığı kabuğu, aslını, kumaşını, özünü unutuyor. Tabi benim hatırlamak gibi kötü bir huyum var. Karşımdaki statü basamaklarından onar yüzer tırmanıp evcilik oynar gibi soyluculuk, asilcilik taslarken ben adamı gözündeki bir bakıştan, sözündeki bir falsodan, davranışındaki bir zaaftan şıp diye seçiveriyorum. Mal bu. Kumaş bu. Ölçü bu kadar. İstediğin kadar sırla cilala bir noktada açık verecek, vermeye mahkum bu insanlar çünkü asluhu nesluhu derler bizde. Yani ne ise o olacak, aslına çekecek, ne kadar kapatmak istese de aslı ne ise gösterecek...


Yine nerelerden nerelere getirdim. Belki birgün daha açık bir şekilde yazarım anlatmak istediklerimi, daha spesifik ifade edecek kadar cengaver olduğumda...

Son olarak haftasonunundan yaptığım çıkarımlar... İlmin bir ağırlığı olduğu doğru, tasavvufun bir insan ruhunu inceltme sanatı da olduğunun doğru olduğu gibi...

Kurra hafız bir hanım tanıdım, bir de tasavvuf ehli genç bir kız. Bunlar güzel cevherler ve cevherin kıymetini, altının kıymetini sarraf bilirmiş. Siz sarraf mısınız?





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?