31 Ocak 2018 Çarşamba

Söylesem faydasız, sussam gönül razı değil


Bugün bloga filmle gelecektim ama kendi gündemimle ilgili söylemek istediğim birkaç söz var.

Kendimle ilgili bir durum tespiti yapmak icab ederse; genellikle öfkeli, kızgın, üzgün, kırgın olduğum zamanlarda yazıyorum. Öyle yaptığımı fark ettim. Yani eskiden blog yazmak benim için hayattaki deneyimlemelerimi kendi bakış açımla yorumlamaktı. Acısıyla tatlısıyla, Mutlu olduğumda ya da üzgün olduğumda her halimi buraya aktarabiliyordum. Şimdi sadece dert boşaltmaya geliyorum gibi bişey olmuş.

Geçen gün Pinterest'te bir fotoğraf gördüm. Biri kendine bir defter edinmiş. Adı şu; " Yüksek sesle söyleyemediklerim." Çoğumuzun bu defterse ihtiyacı var. Ama benim gibi bazı insanların daha da çok ihtiyacı var. Galiba bu yüzden bloğu dert babasına çevirdim. İnsanlara yüksek sesle söyleyemediklerimi, buraya bağırıyorum. Bu da bir çeşit rahatlama yolu. Bir tanıdığım depresyondan muzdarip psikiyatra gittiğinde doktor; "duvarlarla da mı konuşmadın?" diyerek bu kadar içine atmasının sağlıklı bir durum olmadığını söyleyerek eleştirmiş. Yani elbette insanın annesi, kardeşi bir numaralı Hızır acil Allah hayırlı uzun ömürler versin ama bunun haricinde meramını anlatacak bir Allah kulu bulamayınca insan boşluğa bağırma ihtiyacı hissediyor. Ve bunu hamileyken, özellikle de sekizinci ayıma henüz girdiğim ve iyice hassaslaştığım bu günlerde iyice hissediyorum.

Bakın mesela geçtiğimiz günlerde olan ve beni çok sinirlendiren iki olaydan bahsedeceğim.

Biliyorsunuz ki hamileyim. Annelik duygularını hayatımda ilk kez deneyimliyorum ve hormonların istilasına uğramış vaziyette olmamdan mütevellit, aşırı hassas, bebek için müthiş endişeli ve teyakkuzdaki asker gibi tüm koruma güdülerim harekete geçmiş bir halde doğumumu bekliyorum.
Yani tamamen acemi olduğum bir süreci korkular ve endişelerle mücadele ederek aşmaya çabalıyorum. Kendi ailem haricinde bunun için kimsenin yardımını ya da nezaketini beklemiyorum
çünkü insanlar için sizin ne hissettiğinizin bir önemi olmadığını biliyorum. Fakat geçen gün eşimin annesi ile yaşanan bir hadiseden ne kadar müteessir olduğumu sizinle paylaşmak istedim. Belki mühim değil ama benim durumumdaki bir anne adayı için hiç hoşa gitmeyecek sözler duydum ve çok rahatsız oldum.

Eşimin erkek kardeşinin oğluna kayınvalidem bakıyor. Çocuğa yemek yedirdiği esnada şöyle bir cümle sarfetti. "Zeynep'in oğlu doğunca sen onu dövücek misin babaannecim, ısırıcak mısın, cimcikleyecek misin?"

Tabi ben dumur. Yani böyle bir cümle karşısında nasıl bir tepki verirsiniz? Dahası böyle bir cümle neden sarfedilir? Hangi amaçla?


Damla kadar çocuğun bilinçaltına henüz doğmamış kuzeniyle ilgili düşmanlık, kıskançlık, fitne
tohumları ekmek ne kadar akılcı bir davranış?!!

Birşey desem tesirli olmayacağını biliyorum. Çünkü yaşlı insanların kemikleşmiş zihin yapıları yeni parlak fikirleri kabul etmek için çok sabit olabiliyor. Yılların yerleştirdiği bir karekter yapısı var. Öte yandan bir anne ve o çocuğa karşı da sorumluluk hisseden bir birey olarak doğrusu susmaya da gönlüm razı gelmedi.

"Anne bence öyle dememelisin, çocuklar zaten doğal yapı olarak kendilerinden sonra aileye katılan çocukları kıskanmaya meyyaldir. Böyle söylemekle aralarındaki geçimsizliği, kıskançlığı fitillemiş oluruz. Sana kardeş geliyor, arkadaş geliyor. O senin en yakın arkadaşın olacak, seninle oynayacak
diyerek onu motive etmeliyiz." diyerek durumun vehametini anlatmaya çalıştım lakin ne kadar tesirli oldu bilemiyorum.

Dediğim gibi yaşlı insanlar ve onların kemikleşmiş karekterleri. Ne kadar korkunç bir tabloydu bu...

Bundan çok müteessir olduğumu o an dile getiremedim ve günlerce de kafama taktım. Hala beni çok rahatsız eden bir detay olarak geçmişteki yerini alan bir sahne hafızamda. Çünkü gelecekte çocuğuma sergilenecek tutumların nasıl olacağını kestirememe sebep oluyor ve beni aşırı rahatsız ediyor. Buraya yazıp hafızamdaki depodan çıkartmak ve rahatsız ediciliğinden kurtulmak istedim hepsi bu. Beynimde daha fazla mental enerjiye sebep olacak hiçbirşeyi, hiçbir düşünceyi istemiyorum hayatımda. İnsanların içine de şiddet eğiliminden uzak ve iyi bir kalp diliyorum.

Gelelim ikinci pek müteessir olduğum hadiseye. Uzunca müddettir tanıdığım ve iyi insan olduğu
yanılgısına düştüm biri tarafından gereksiz ve sebepsiz yere saçma bir zorbalığa maruz kaldık. Evet bir insana iftira atmak ve bu iftirayı gerekçe göstererek sebepsiz yere ona küsmek bir zorbalıktır. Ayrıca "küsmek" fiilinin pek ilkel ve çocuklara yaraşır bir amel olduğunu düşünüyorum. Kişisel gelişimini tamamlayamamış, eğitimsiz, cahil insanların yapacağı türden bir amel
. İnsan birşeye kırılsa dahi bunu benim yukarıda kayınvalideme yapmaya çalıştığım gibi açıklayarak
çözüme kavuşturabilir. Keza ortada kırılıp, küsecek incir çekirdeği kadar bir hadise dahi olmamasına rağmen kuru yerden nem kapıp, demediğinizi "dedi" diyerek üzerimize iftira atıp sonra da bunu  kendilerine küsme sebebi yapacak insanlar buyursun şöyle bir zahmet kıyıdan kıyıdan çekilsin hayatımızdan. Zaten tavşan dağa küsse dağın ne haberi olur ne kaybı.

Her halükarda bu kimselere insan, hatta iyi insan dediğimiz için kaybeden biz değil "insanlık" oluyor. E biz de ne bilelim kalplerini yarıp bakmadık ki içindeki çamuru görebilelim.


Bu iki hadise ile ilgili diyeceklerim bu kadar ve daha fazla zihnimi meşgul ederek hem bana hem de karnımdaki bebeğe negatif enerji göndermesini istemediğim için buraya bırakıyorum.

Allah herkesin kalbine sekinet , selamet, nezaket, iyilik versin. Amin.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?