1 Şubat 2018 Perşembe

Bu geceki ahvalim

Akşam vakti evde yalnız kalmışsanız ve Barış Manço'yla Cem Karaca dinleyip Usagi gibi gözyaşlarına boğulasınız geliyorsa hamilesinizdir.

Tabi hayranlığımdan değil. Hoş aynı zamanda hayranı da sayılabilirim ama bu sebebi ruh halimin pek çok dinamiği var.

Yaş otuzu geçince insan daha mı içe eğiliyor ne?! Hayata karşı eski coşkular yerini tatlı bir sakinliğe bırakınca insan büyüdüğünü anlıyor. Ya da anne olduğunu... Tüm o eski tatlar yerini artık beni sadece tek bişeyle heyecana gark edecek yegane varlığa bırakıyor. Bebeğime...

Hoş heyecan arayışı içinde değilim asla. Belki doğru tanım"nefesi kesilecek kadar Mutlu olmak" olabilir.

Mesela bugün düşünüyordum...  Hayatta tattığım hiçbir zevk artık beni nefesimi kesercesine heyecanlandırmıyor. Sakın bu yüzden üzgün olduğum izlenimine kapılmayın, asla! Bilakis bu netice hayatta varmayı istediğim noktaya beni taşıyacak bir araç.

Bundan on sene evvel aynı şarkıyı on kere üstüste dinleyebilecek kadar sevebilirdim. Bugün aynı şarkıyı bir kere dinleyebilecek kadar tahammül gösteremiyorum.

Ayakkabılıktaki sekizyüzellibeşbinaltıyüzyetmişüçüncü ayakkabı kutusuna bir yenisini eklemek aklımı başımdan alabilirdi. Bugün kifayet miktarı ile iktifa edip onu da paçavraya çevirene kadar giymeyi seviyorum. Tamam belki kifayet miktarının bi tık üzeri. Ama eskiye kıyasla son derece minimalist bir ayakkabı koleksiyonu...

Yirmili yaşlarım eşarbımın renginin kıyafetiminkiyle uyuşması sorunsalını hayati bir önem arz ediyormuşçasına görev aşkı ile ifa etmekle geçti. Bugün rahatıma uyan ne ise tak-çık mantığında yaşıyorum.

Dexter için hayatımda izlediğim ennnn mükemmel ve başarılı dizi derdim. Belki de o günlerde hayatımda boşluğunu hissettiğim hayali bir kahraman yerine bile koymuş olabilirim gençlik tecrübesizliğiyle. Soğuk kanlı, kontrollü, yasa dışı adalet sağlayıcısı olduğunu düşündüğüm Dexter bana çok cazip gelirdi. Artık kendi hayatımdaki adaletsizlikler ve Dexter arasında nasıl bir örüntü kurduysam. Ama bu tabi salt karektere duyduğum hayranlık değildi. Aynı zamanda senaryoyu, kurguyu, her bir bölümdeki ilerleyişi de olağanüstü derecede hayranlık uyandırıcı, cazip ve başarılı buluyordum. Sonra geçtiğimiz günlerde eşimle baştan izlemeye karar verdik. Şu an altıncı sezonun ortalarındayız ve eski düşüncelerimin yellere karıştığını görmek bir değişik oluyor. Evet yine gayet başarılı bir dizi olduğunu düşünüyorum ama o kadar. Sadece bir dizi işte. Ya artık hayatımda gerçek kahramanlar tanıdığımdan ya da hakikaten büyüyüp abla hatta anne olduğumdan böyle işlerin heyecanı içimde yok mesabesine ulaşmış. Yani kendimi şöyle bir yoklayıp hissiyatımı tartınca o sonuca varıyorum.

Hayatımda boş işlere yavaş yavaş yol veriyorum. Vermeye gayret ediyorum çünkü en mühim meselem yolda. Ve iyi bir anne olmanın yolu iyi bir insan, iyi bir kul, iyi bir mümin olmaya çalışmaktan geçiyor. Hepimizin malumu, hepimiz yolculuktayız. Yol boyunca ilerlemek gerekiyor, aynı yaşta, aynı alışkanlıklarla takılıp kalmak en çok sakınmak isteyeceğim şey. Çünkü hayat ileri, ileri ve yukarı akıyor. Allah hepimize kendi istikameti doğrultusunda muvaffakiyetler versin. Amin

Barış Manço ve Cem Karaca dinleyip ağlamaklı olmakla ilgili giriş yaptığım blog postunun buraya geleceğini ben de bilmiyordum, böyle gelişti. Ama spontan her zaman iyidir.

Girizgahımı o şekilde yapışımın sebebi ise iki şarkıdır.

İlki Barış Manço'nun şu şarkısı, lütfen sözlere dikkat...



Yekdiğeri ise Cem Karaca'nın şu şarkısı ve yine lütfen lütfen sözlere detaylı dikkat!!!

 

Bu iki modern halk ozanını canı gönülden rahmetle anıyor ve ülkemin beyni fonksiyonlarının hayati mekanizması amuda kalkmış gençliğine vizyon diliyorum. Beyin yerinde apışarası duruyor. Oysa ki bir zamanlar bizim değerlerimizin doğurduğu böyle sanatçılar vardı. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?