5 Şubat 2018 Pazartesi

insanlarla yaşama sanatı

Gün içinde enerjimin tümünü tüketmiş olmamdan mütevellit yatsı namazını kılmadan devriliyorum yatağa Allah affetsin. Haliyle imsağa yakın bir vakitte kalkıp yatsı, arkasından sabah namazı, arkasından kahvaltı ve eşimi işe uğurlama gibi bi sabah rutinim var. Vaziyet bu olunca saat on gibi yine ufaktan uyku bedene giriyor.

Bu gün de öyle oldu. Bi de pis huyum var tatlı ve derin uykudan uyandırılmışsam aşırı rahatsızlanıyorum. Hamilelikten midir nedir?! Şiddetli kalp çarpıntısı, nefes daralması ile yataktan af buyurun ağzı kıçı yamuk pirana gibi kalkıyorum. O yüzden özellikle telefonumun sesini kısıyorum. Gel gör ki sairde kapıma uğramayacak insanlar Allah'ın özel imtihanı mıdır nedir zilime yapıştılar. 

Karşı komşum yalnız yaşayan bir teyze var. Nedendir bilmiyorum kendi evinin elektrik faturasına üstüne almasına yardım etmemiz gibi bir misyon yükledi bize. Hiç teklif etmememize rağmen. 

Yani Allah rızası için bir kula güler yüz gösterip, halini sorunca, hatır almaya çalışıp, gözetmeye çalıştıkça işlerin neden hep cılkı çıkıyor?! 



Hani eşek olursan yük yükleyen çok olur derler o hesap mıdır nedir anlamadım. Aynen durum resimdeki gibi...

Dün akşam yine epey geç sayılabilecek bir saatte kapımızı çalıp kendi sormak istediği şeyleri yöneticiye soruvermemizi istedi. Hay hay dedik tamam soralım. Bu arada yönetici ve teyze ile aynı kattayız. 

Neyse akşam geç vakitti yattık, sabah uyandık. Yukarıda anlattığım rutin... Sonra ben yine çok bitkin hissedip yattım. Kalkınca enerjimi toplayıp evimin işlerini, yemeğimi yapmaya, yıkanıp çamaşırlıktan yerine kalkmayı, ütülenmeyi her ne ise bekleyen çamaşırları yerleştirmeye koyulucam. Çünkü Allah'tan başka yardımcım yok, kimseye ihtiyacım da yok, paşalar gibi sekiz aylık hamileliğimde hala kendi işime güç yetiren Rabb'ime hamdü senalar olsun. Ama şöyle bir yalandan da olsa ''Kızım bir ihtiyacın var mı? Halin nedir?'' demeyen her Allah kulunu da yine Allah'a havale ediyorum. Çünkü böyle şeyler muhabbettir, hatırdır, gönüldür. Sen sordun diye ben sana gündelikçi muamelesi yapıp dağ gibi işimi yıkacak değilim zaten. Zevkü sefa ehline izzetü ikram etmek ile o kadar meşgul ki bazı akrabai taallukat. Şurada bir hatır sormakla hakikaten ecir yükleneceği kapıyı bazen kendi kendinin yüzüne kapatıveriyor. Konuyu saptırdım asıl diyeceğim bu değildi ama bu konuda da aşırı doluyum. Yazsam bu bahisten de bir ansiklopedi dolar. Konuya dönüyorum.

Tam yatağa uzanmışım, yenice dalmışım. O tatlı uykumun orta yerinden, derin kuyulardan, kolum bacağım koparılır gibi ciyak ciyak kapı sesiyle uyandım. Saç baş papaz harmanı gibi yarı uykulu gözlerle kapıyı açtım. Teyze. Yöneticiyi aradınız mı diye sordu. Yok daha aramadık dedim. Neden aramadınız diye bana anlamsız bir fırça kaydı. Allah'ım yarabbim. Kardeşim ben senin işini yapmak zorunda mıyım?! Karşı komşun işte çal kapısını kendin sor. Ben seni elektrik idaresine götürmek zorunda mıyım?! 

Ben bu kadına yalnız yaşıyor, yaşlı diye kıyamayıp, hürmet eder, gözetir, halini hatırını sorarım. Tek başına bişey olur, çoluğu çocuğu yok kimsenin haberi olmaz diye çok sesi soluğu çıkmadığı zamanlarda yoklarım. Karşılığında gördüğüm nezaketsizliğe bak.


Teyzenin bünyesinde her iyilikte bulunup bedel olarak sille yediğim insanlar silsilesi film şeridi gibi gözlerimden geçti ve çıldırdım. Ben artık adımın Zeynep olduğunu bildiğim gibi biliyorum ki artık kime iyilik olsun için bir tek tebessüm bile etsem karşılığında ille ama ille o insandan bir darbe yiyorum. Ya bir hakaret, ya bir kötü söz, ya katakulli, arkamdan iş çevirme ya da aleni kavga ile yine bir kalp kırıklığı yaşıyorum. Ama bu kadar mı odun olmak zorundasınız be mubarekler... Hiç mi yontulmadınız, hiç mi terbiye, edep, ahlak görmediniz. Haydi görmediniz... İçinizde bir nebze de olsa insanlık kırıntısı kalmadı mı?! Neden insanı zorla hodgamlığa, bencilliğe, kendi savunma mekanizmasını geliştirmeye ve kendinden başka kimseyi düşünmemek zorunda kalmaya itiyorsunuz. Neden toplumca çileden çıktınız? Neden hayvanlaştınız... diyeceğim ama hayvandan dahi sizden gördüğüm nankörlüğü görmüyorum. Şu evimdeki kedinin yeri çoğu insanın nezdimdeki yerinden kıymetlidir. 


Hasılı kelam gerçekten çok kabayız. Çok benciliz. Bir de ''Yerdeki yüz çiğnenmez.'' sözünü kendimize hiç muhatab almamışız. Nerede bir yüzü yerde tevazu ehli iyi niyetli kul görsek ezip geçiyoruz. Yüzünü serene tokat, sırtını serene yük vuruyoruz. Hayvandan beter bir toplumuz. Artık zarar görmemek için iyilik yapmamak zorunda mıyım yani? Öyleyse tamam. Ben de kendimi herkese karşı ona göre ayarlarım. Peki nerede kaldı bir güler yüzün sadakası?!!!



Bu konu ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Gerçekten çok doluyum deşeledikçe alttan çıkar ama hamile halimle daha fazla yıpranmak, bebeğimi de üzmek istemiyorum. Hakkımı alanları Allah'a havale ediyorum.

Gelelim keyifli şeylere. Aslında izleyeli baya oldu ama şimdi yazmak istedim. 



Bir film izledim. İsmi Victoria ve Abdul. Kraliçe Victoria'nın hizmetlisi Abdul ile ilgili çok değişik bir hikaye. Biraz biyografi tadında, çok güzel İngiltere ve Hindistan manzaralarının olduğu, ayrıca da çok enteresan bulduğum konusu ile son zamanlarda izlemeye ve tavsiye etmeye değer bulduğum bir film. Gerçekten hayat çok ilginç detaylarla dolu. Bakıp ibret almayı görebilene bir filmde dahi ne nasihatler var. Ben epey başarılı buldum. 



Ayrıca ne zamandır izlemeyi istediğim Dear Frankie aklımın bir kenarında duruyor ama belki hamileyken beni o duygusallık aşırı yıpratabilir. Çünkü Barış Manço'nun Ne Köy Olur Benden Ne de Kasaba şarkısında geçen ''can dostum Çomar uykuda'' dizelerinde dahi Allah sizi inandırsın bana çağrıştırdığı şeylerden gözyaşlarına boğuluyorum. Bu da öyle bir dönemim işte.

Onun haricinde  hamileliğim hadsiz hudutsuz şükürler olsun, biricik yardımcım Rabb'imin yardımı ile keyifli geçiyor. Anne olacak olmanın tüm cilvelerini yaşıyorum ama bir buçuk ay daha sabır. Ne de olsa ''Her güzel şey bekleyene gelir.'' değil mi?!



Ağlamaklı oluyorum, mahzun oluyorum, endişe duyduklarım oluyor, dua etmeye gayret ediyorum, ümitlendiklerim oluyor, sevinmenin bir çeşitini değişik bir şekilde yaşıyorum, bir yanıp hep çocuk, bir yandan anne olmanın nasıl birşey olduğunu deneyimlemeye alışıyorum, alışmaya çalışıyorum. Çok çok değişik duygular içindeyim. Hamilelere iyi davranın olur mu?! Hatta hamilelere, sanatçı ruhlu hassas mahluklara, derdini demeyenlere, kalbini açmayanlara, kalbinizi kırmayanlara, kendi halinde olanlara iyi davranın lütfen. Hatta iyi davranmayın tamam ama hiç değilse kötü davranmayın. Ona da razıyım.



Bakın hamilelikle ilgili okuduğum bir makaleden alıntı. Ne kadar güzel özetliyor. 


''Kadının kocası, her iki taraftan olan akrabalar onu an an korumalıdır. Çünkü azıcık uygunsuz davranış, her acı, hem kadına hem de karnında taşıdığı masum bebeğe beklenmedik etkiler bırakır. 

Karı kocanın ebeveynlerinin üzerine düşen şer'i ve ahlaki görev şudur: Kocasını hamile kadına karşı kışkırtmasınlar ve hamile kadını mümkün olan bir şekilde korusunlar.

Ebeveynleri onların özel hayatına karışmamalıdır ve eşlerin yaşamını altüst etmemelidirler. Çünkü hepsi bu iki gencin, özellikle de ana rahmindeki çocuğun karşısında sorumludurlar. Eğer çevredekilerin uygunsuz hareketleri, ebeveynlerin yersiz dedikoduları ve istekleri ana karnındaki çocuğa herhangi bir zarar verirse, sebep olanlar mutlaka ilahi adalet mahkemesi karşşısında cevap vereceklerdir. Kur'an herkesin en küçük tavırlarından en büyük emellerine kadar tüm davranışları karşısında sorumlu olduğunu buyurur.'' 


Artık herkes huzuru ilhide Allah'a versin hesabını. Diyeceklerim bu kadar. Esenlikle






2 yorum:

  1. İnsanlarla yaşama sanatı değil de "savaşı" diyesim gelıyor bazen. Anlayacağın üzre aynı dertten muzdaribim. Nezaket, hizmet, saygı vesair güzel erdemlerim görmek istemeyene kabahat gibi geliyor. Bu kombin beni ezik gösteriyor sanırsam! İyiliğe iyilik diye öğretmişler bize, öğretileni umuyoruz. Ama anlıyorum ki, sen ne yaparsan yap görmek istemeyen görmüyor. Hatta ters etki yapıyor iyiliğin. Allah'tan Ahiret var da, bu hesaplar tek tek görülecek deyip kendimizi rahatlatıyoruz işte.

    Eski bir post ama dolu anıma cuk oturdu, insanlar beni çok yıldırdı gülüm. :)

    YanıtlayınSil
  2. insanlar bende de aynı etkiyi uyandırıyor kuzum merağ eyleme amma velakin dediğin gibi iyi ki ahiret var. hem boşver bizimkilerin bir lafı var, kocam karım desin, Allah kulum desim gerisi ne derse desin... derler. ahahaha ne doğru lafmış.

    YanıtlayınSil

Senin fikrini de alalım?