23 Haziran 2018 Cumartesi

Annelik ve sevmek



Neresinden başlayayım?

Hayatımın en değişik üç aylık evresini geçirdim. Aslında en değişik "üç aylık evresi" olayı tam olarak ifade etmiyor ve nasıl isimlendireceğimi bilmiyorum ama hayatta herşey bizim için ve her yaşadığımız musibetten daha beteri var. İnsan her "artık bundan daha çok üzülemem, daha derine batamam." dediğinde Allah "Sen misin isyan eden deyip terbiye tokadını tabiri caizse yapıştırıyor. Bilmiyorum ne zaman gerçek anlamda elhamdülillah ala külli hal demeyi öğreneceğim.

Otuzlu yaşlarımı henüz sürmeye başlamışken hayatıma minicik bir can girdi. Anne oldum. Annelik kavramı üzerine epey düşündüren günler yaşadım. Oğlumu sevdim, çok çok sevdim. Ama anne olmayı hiç sevmedim, annelik kavramını hiç sevemediğim gibi. Evet çok ciddi ve yanlış anlaşılmaya müsait bir itiraf belki ama açıklayayım.

Bebeğime yüreğimi o derece verdim ki bazen kalbimin içindeki sevginin ağırlığı altında ezildim. Burnunun ucundaki bir tek tüye rüzgar değerse diye içimin titrediği ve bazen yersiz olduğunu bilsem de yine de duyduğum endişelerin içinde ona bir zarar gelirse (Allah korusun) korkusu ile mahvoldum, perişan oldum. Yine dünyaya gelsem yine yavrumu isterim. Ve dünya kadar sevginin altında ezilsem de kuzumdan yine vazgeçmem. En büyük nimetim, devletim yavrum. Allah verdi almasın, acısını göstermesin, devletini göstersin her daim. Ama bizim ailede bir söz vardır  "kimseler ana olmasın" derler. Anlamını tama manası ile yaşayarak öğrendim.

Bilmiyorum ne demek istediğimi tüm bu açıklama çabalarıma rağmen hala anlatamadıklarım ve yanlış anlaşıldıklarım var mı?! Varsa dahi zaten dolu bir yürek bu bendeki. Buraya boşaltıyorum. Tersinden anlamak isteyen buyursun anlasın. Mecalsizim.

Öte yandan annelik kavramı üzerine konuşurken...

Aslında bu ilk doğum sürecimi nasıl deneyimledim konulu bir post olabilirdi ama değil.

Bu annelik kavramı üzerine bir yazı.

Annelik demişken elbet benim de bir annem var ve ben tam da taze taze o duyguları yaşayıp cefakar kadının tüm hayatım boyunca annem olması nasıl bir deneyim tam da henüz empati yapmaya başlamıştım ki zaten var olduğunu bildiğimiz ama hiçbirimizin birbirimize açıkça söylemediği sadece
kapılar arkasında ablamla kardeş kardeş ve eşimle karı koca konuştuğumuz bir hadise geçtiğimiz Ramazan bayramı gün yüzüne çıktı.

Annem ismi lazım değil hastalığa yakalanmıştı ve göğsü alınacaktı. Bir senenin üzerine ablamı ilk kez görüyor olmanın ve bayramı beraber kutlamanın sevinci kursağımızda düğümlenekoyarken annelik kavramı üzerine tekrar düşünmeye başladığım bir kaç gün daha geçirdim. Annemi sevdim. Çok sevdim ama annelik kavramını sevmedim. Yavrumu sevdim çok çok en çok onu sevdim ama annelik kavramını yine sevmedim. Çünkü anne olan da, annesi olan da yüreğine ebedi muhabbet yükü vurulmuş bir hamal. Ve benim gibi bazı acizler korkarım ki altında ezilmekten pek çok eza duyuyor.

Doktor, mühendis, genel kurmay başkanı, cumhurbaşkanı, kral, imparator ne olursa olsun bir insan... Demek insanın hayatta olabileceği en güzel şey anne olmak. Demek bu yüzden cennet annelerin ayağı altında. Biliyorum yaman çelişki. Hem annelik kavramını sevmedim demek hem de annelerin ayağı altındaki cennete özenmek. Bin kere dünyaya gelsem yine anamın evladı olayım isterim. Bin kere dünyaya gelsem yine evladımın anası olayım isterim.

Annemle ilgili durumu asla dramatize etmeyeceğim çünkü gerçekten bir dram değil. Korkulacak birşey yok ama benim sevgili gümüş saçlımın göğsü önümüzdeki Salı alınacak. Sonra yine bütün çılgınlığı ile tam gaz hayatına devam edecek inşaallah. Hem de ennn yavaş ilerleyen soyuymuş. Allah beterlerinden korusun.

Bu yazıyı okuyan biri varsa dua beklerim.

Aslında sadece annelik kavramına mahsus değil yazdıklarım. Tüm sevginin yükü altında ezilenlere ithaf olsun. Çünkü sevginin binbir türlü hali var. Gönlünde olmayandan korkarım.

Rabbim hakiki sevgiyi, muhabbetullahı, aşkullahı bize tattırsın. Ve bizi sevginin yükü altında ezilmekten kurtarıp hakikisini yaşamanın tadını tattırsın. Amin