11 Ağustos 2018 Cumartesi

Yeni bir ev yeni bir hayat.





Yeni dediysem ikiyüz elli senelik falan bir apartman ama içini şöyle bi makyajlayıp kiralığa çıkartmışlar. Biz de muhitinin hatrına razı geldik.

Üç buçuk senelik evlilikte üçüncü  evime taşındım. Bebeğim dört aylık. Ve annemin hastalık evreleri ile kendi doğum ameliyatı süreçlerim, ayrıca bebekli hayata alışmaya çalışma çabalarımın arasına bir ev taşıma olayını sıkıştırışım keyfimden değil. Evden yana bahtımız gülmedi gitti. Allah gördüğümüzden ayırmasın. Alışık olduğumuz hayatları sürdürmek istiyoruz lakin hem pastam dursun hem karnım doysun gibi bir hayat olmadığı için hem muhiti güzel hem evi yeni, temize güç yetiremediğimizden bişeylerden  feragat edip olmazsa olmazlarımızı devam ettirebilmeye çalışıyoruz.

Mesela muhit bizim için çok mühimmiş geçtiğimiz bir küsür senelik evrede bunu anladık. Keza Esad Coşan hoca efendiden de bunu duymuşluğum var. İnsan ayrımı anlamında değil ama huzur bulma babında muhit hem içinde yaşayan insanlarla hem de fiziki şartlarla ruh sağlığı üzerinde müthiş etkili.  Zaten her yerde her türlü insan var o ayrı ama bitip tükenmek bilmeyen insan gürültüsü, yüksek sesle dinlenen müzikler, caddeden mütemadiyen yükselen bir korna sesi, gecenin üçünde yapılan kaldırım çalışmaları, bir senedir yan apartman inşaatından gelen taktuk ve matkap sesleri.. Alttaki dükkanın tadilat, tamiratından gelen, apartmanı çınlatan matkap sesleri, her yandan yükselen ve artık beynimizi delen bi çeşit matkap sesi imtihanına tabi tutulur gibiydik. Çocuk doğdu doğalı huzurlu uykuya hasret kaldık. Bununla birlikte sokak çocuklarından duyduğum ağza alınmayacak küfürler bile sosyo-kültürel seviyeyi anlamanıza yardımcı olur. Göl kenarına yürüyüşe giderim. Nezih ortam şöyle dursun ellerindeki bira kutularını gazete kağıtlarına sarmış berduşlardan rahat yürüyemez, tedirgin olur geri dönerim. Arabayla çıkarız heryerde leş gibi trafik daha gideceğimiz yere varamadan stresten içimiz şişer. En beterlerinden biri de bina bina bina eşşek gibi gavur ölüsü gibi beton kuleler. Yani hayatı çekilmez kılacak ne kadar unsur varsa bir arada toplanmış gibiydi. Bununla beraber kaynağını bilemediğim bir rutubet peydah oldu evde. Ne kadar eşyamı atmak zorunda kaldım bilmiyorum küften. Çifter Çifter ayakkabılar, yastıklar, deri ceketler vs... Artık kendimiz de küflenmeden bi an evvel taşınmanın zamanı geldi dedik.

İnsan doğadan uzaklaşıp insanlığını unutmuş diye yemin etsem başım ağrımaz. Şimdi yeşillik, temiz hava, sessiz sakin bir yerde huzuru bulmayı ümid ediyoruz. İnan olsun insanlığımızı hatırladık. Kapımın önüne alışık köpekler, Fluffy’min de aralarına katıldığı kedilerim, bahçemdeki ceviz ağacı, cırcır böceklerinin sesi, akşam balkonda oturmak gibi bi lüksümüz bile var ya daha ne diyim...  

Bu arada Fluffy’m benim güzel oğlum, üç senedir yakın arkadaşım sokak köpekliğini seçti eşşek herif. Bu eve gelince hayvan da doğasını hatırladı resmen. Aklı gitti kedileri görünce. İlk evimizde de canı isteyince kaçardı. Sokaklardan toplar gelirdik. Buradan önceki küflü evde bi kaç kez kaçmayı denedi. Hayvan bile oraların yaşanacak yerler olmadığını idrak edip eve kapattı kendini. Buraya gelince fabrika ayarlarına geri döndü. Kedileri, yeşilliği, bahçeyi görünce aklı gitti. Kendi de gitti. Gidiş o gidiş. Sabah akşam mamasını, suyunu indiriyorum. Reis ortamda liderliğini ilan etti. Bir iki kez kendini sevdirip dalgasına bakıyor. Zaten hiçbir sokak kedisini tamamen sokaktan koparamadım. İlle geldiği, alışık olduğu ortamı istiyor hayvanlar. Emniyette, mama su da var. Ekmek elden su gölden forever siesta. Ben olsam ben de dönmem eve anasını satayım. Artık kedi defterini de Fluffy’mle kapadım. Çünkü onun sokaklara gidişi bana çok koydu. Mis kokulu tüylerini öpmeyi özlüyorum. Çok bilirim gözyaşlarımı yaladığını garibanımın. Yani gittiğinden beri günlerdir evdeki her karartıyı her gürültüyü Fluffy sanıyorum sonra aklıma bahçede oluşu geliyor. Ama onun doğası o haklı. Toprağı özlüyor, hem cinsleriyle olmak istiyor. Artık bir daha da başka bi canlıya bağlanıp ayrılmak, onun mesuliyetini almak istemiyorum. 

Artık hayat sadece kedili değil, kedili köpekli. Artık kapımıza alışık köpeklerimiz de var. Ki hayatım boyunca köpeklerden ürktüm yaklaşamadım. Bi kırılma oldu bu benim için. Sabah çıkıp yürüyüşümüzü yapıyoruz. Mis gibi ormanımız var. Oğluma “baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana hey ormana...” diye şarkı söyleyerek götürüyorum onu yürüyüşe. Minik ciğerleri çam havası alsın. Tavanları dahi küflü evin pis havasından temizlensin istiyorum. Demek her zorlukla beraber hakikaten iki kolaylık var. Kocaman ve çok stresli zaman diliminin arkasından artık biraz dinlenmemizin zamanı geldi galiba. Nazar eden olmasın gözünü seveyim. Bi Maşaallah’ınızı alırım çünkü bu ana kadar ne çektiğimi Allah’tan başka bi ben bi de benimle olanlar bilir. Son bir-bir buçuk senede hastalanıp ameliyat olmak zorunda kalıp ölümlerden döndüm, hamile kaldım doğurdum, annem kansere yakalandı tek göğsü alındı, iki kere ev taşıdım. Biri dört aylık bebekle... Yani az dinleneyim. Rabbim bozma; huzur, sağlık, afiyet ver. Fitnelerin ayağına dolandır, imrenen,hayır dua edenlere de aynı nimetleri ver. Amin

Ramazan bayramındaki o kriz dolu evrede.. Oğlum çığrından çıkmış gibi ağlar ve uyumazken, annemin ilk teşhisi konduğu dönemdeki şokumuz ve korkumuzla henüz ameliyat olmamışken ve biz taşınmak zorunda kalıp ev dahi bulamamışken hep kendime “kurban bayramında bütün sıkıntılarımız bitmiş olacak inşaallah. Annem ameliyatı ben ev taşımayı atlatmış olacağım, oğluş da biraz daha büyümüş olacak.” diye teselli veriyordum. Herşey geçici, hayat geçici, insan geçici... Baki kalan bu kubbede bir hoş sada, bir de amalimiz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?