9 Ekim 2018 Salı

eski bloggerlardan kim kaldı?!

Uykusuz gidi evladcığımı öğlen uykusuna yatırıp kahve içebildiğim günleri de gösteren yüce rabbıma şükürler olsun. Gerçi hoş ben bu postun sonunu göremeden uyanacak ama olsun bu kadarına da şükür.

Hayattaki en sevdiğim işler arasındadır yazmak ve içmek. Tabi ayyaş değiliz evelallah. Mis gibi helal minallah kahvemiz var. Bekarken pek işlediğim amellerdendi. Blog yazarken kahvem de eksik olmazdı. Hatta kahve ile pek hoş olmayan anılarımız olacak kadar içli dışlı olmuştuk da ölümlerden dönmüştüm. Herşeyin suyunu çıkarmak gibi bir huyumuz bardır milletçe malum.  Neyse...

Blogger iOS işletimi için bir uygulama geliştiremediği daha doğrusu var olan uygulamayı kaldırdığı içün fotoğrafsız ve yavan bir post olacak ama hiç yapmamaktan iyidir. Oysa ki ne cincon fotolarım var paylaşacak. Neden bu işi bu kadar zorlaştırıyorlar ki?... Yani akıllı cihazları kullanmak çok kolay ama onların izin verdiği ölçüde.  Bazen heriflerin bir ajanda doğrultusunda hareket ettiklerini ve insanları fotoğraf paylaşmak uğruna instagrama özellikle yönlendirdiklerini düşünüyorum. Çünkü bütün gösteriş ve sidik yarıştırma merakı dışında paylaşmak psikolojik bir ihtiyaç imiş. Elbette insan fıtraten güzele meyal ve artık güzel olan herşey fotoğraflar ile resmedilebilir hale geldi. Evvel zaman içinde sevgisiz bir blogger vardı. Hani takip etmezsiniz de arada bi şöyle göz gezdirirsiniz ya.. şimdiki tabirle stalklamak mı denir bilmem. Nereden aklıma geldi bilmem. Artık yazmıyor zannetmeme rağmen şöyle bir açıp baktım. Yeni bir iki post yazmış hiç alakadar olmadığım konularla ilgili ama şuna benzer bir cümle kurmuş, dikkatimi çekti. Blogger eskinin instagramıydı. Aynen öyleydi. Millet yediğini içtiğini yeni aldığını giydiğini gitttiğini buradan paylaşırdı. Hatta felaket teorisyenleri bundan şu kadar sene sonra popülerliğini yitirecek şeyleri yazmışlardı birkeresinde de blogger onların başını çekiyordu. Doğru öngörmüşler. Gerçi yurtdışında  meslek olarak dahi yapıldığını düşünürsek okuma özürlü bir millet olarak bloggerın nevzuhur tabirle out instagramın in olmasına şaşmamalı. Hala bazen safari sayfasından açıp baktığım isimler var ki onlardan ikisi de zaten bu yola blog yazmak ile başlamışlar hala da devam ettiren ve takip etmekten keyif aldığım insanlar. Biri birceylan, diğeri Görkem Karman. Artık Abat olmuş. Diğeri de Aynur Erol Özbay lorerunya isimli instagram yazarçizeri. Başarılı işleri olduğunu biliyor ve takip etmek istiyorum. O yüzden dediğim gibi safariden bakıyorum ne yapıp ettiklerine ne paylaştıklarına bu isimlerin. Be herbirinin kedisi var. Ve her biri çocuklu. Biri başarılı bir çizer, diğeri başarılı bir yazar ve yek diğeri başarılı bir makyaj sanatçısı diyebilir miyim bilmiyorum ama herhalde diyebilirim. Yani her birinde kendimden birşeyler buluyorum. Ucundan kıyısından herbirinin yaptıklarını ben de yapıyor ve ilgileniyorum çünkü.

Neyse söz nereden nerelere geldi. Ama zaten özel bir başlık altında yazmayı planladığım bir konu yoktu seçtiğim. Böyle gelişti. Bakıyorum da bu takip ettiğim kızlarla biraz da hepimiz beraber büyüdük. Belki on senede on yüz bin milyon kere kapatıp açmasaydım blogumu o da benimle beraber büyüyecekti. Ya da instagram sayfamı. Ama herşeyden önce benim gelişimime katkı sağlamadığını düşündüğüm anda vazgeçmiştim hepsinden.

Fakat yazmak başka. Yazmak benim kendime yolculuğum. Biliyorum çok gaysel ve Metin Hara’sal ezik bir cümle oldu ama öyle. Bazen dibi olmayan bir kör kuyuya bağırmak gibi.. hatta bazen tükürmek. Bazen beleş terapist ve en çok da en güzel paylaşımı yapabildiğim sessiz dilsiz yargısız arkadaşım. Galiba bi bu işten hiç bıkmayacağım.

Bu arada öğlen yemeği olarak bir tabak ayçekirdeğinin ve kahvemin dibini gördüğüme göre postu da sonlandırabiliriz. Kahrolsun insanları ajandaları doğrultusunda yönlendiren kapitalist teknoloji patronları ki yine fotoğrafsız olacak. Yeter ki gönlümüz şen olsun 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?