4 Ekim 2018 Perşembe

Kaygım bozuk

Hergün  yazmak isteyip hiçbirşey yazmasam da hatta hergün blogu açıp şöyle bir dolanıp takip ettiklerimde yeni yazı var mı diye kolaçan ettikten sonra sayfayı kapatsam da o çarpıya basmak istemiyor ve gerçekten gerçekten yazmaya devam etmek istiyorum.

Ve fakat imkanlar el vermiyor çünkü ozan Yıldız Tilbe’nin de dediği gibi aşk her mekanda haklıydı zaman farklıydı. Evlad uyumuyor, uyusa gıllicik telefon ekranından eşşek kadar blog postu döşenmek zahmeti zor geliyor, ayfon için (pardon ayfonum olduğu buradan ortaya çıktı şeetmek gibi olmasın. Eskiden instagramım varken bazı profillerin biosunda “tüm fotoğraflar ayfonum ile çekildi” gibi bi ibare görürdüm onlara benzedim. Öyledir velakin ki öyle değildir zira bir ayfonum var evet çünkü tahtı revansız gidemiyoruz malum yerlere ama üstüne koca ayak koca bastığı için camı kırık ve maalesef en ucuz altıyüz kağıda değiştirdiklerinden o da dost işi... değiştiremiyoruz. Kırık camlı ayfonum ve ben çok havalıyız. He madem camı kırılsa yenileyemeceğin ayfona ne halt etmeye o kadar para verdin diyen olursa orası da ayrı mevzu orayı karıştırmıyoruz bende.) Bu kadar uzun parantez içinyazısı postun kendisi gibi oldu. Ne diyordum ayfon için blogger uygulaması yok ve ben tüm fotoğraflarımı telefonum ile çektiğimden postları buradan göndermek kolayıma geliyor. Malum eskiden işimin bi adı yoktu. Bekar ve kaygısız günlerim... Gerçi hoş her kaygısız zannedilenin bile bir kaygısı oluyor çünkü burası dünya ve kimsenin hayatı cennet değil. Her ne kadar instagramda herkes Kleopatra olsa da... değil işte biliyoruz. Yeter ki Allah büyük kaygı  vermesin, gündelik küçük kaygıları kartopu gibi yuvarlanıp çığ  gibi üzerimize düşürtmesin amin. Yine ne diyordum... Hah. Fotoğraf makineleriyle fotoğraflar çeker kırk saat bilgisayarlara yükler onlarla uğraşır blogda öyle paylaşırdık. Şimdi herşeyin kolayına kaçtığım yaşlara geldim zahir. Karnıyarığı bile patlıcanları fırınlayarak yapıyorum kızartma zahmetine katlanamam... Karnıyarığın nasıl yapıldığını bilmeyen yaş grubu bu postu okumasın bile. Yine konuya dönmem icab ederse... Evdeki kıçı kırık bilgisayarımsılara fotoğrafları aktarmak zor geldiği ve ayfonda blogger uygulaması olmadığı için küçücük safariden post yazma zahmeti zor geliyor ayrıca safari de telefonumu tanımıyor dolayısıyla ben her halükarda yine fotoğraf yükleyemiyorum. Fotoğraf yükleyemediniz de işin ahengi kaçıyor çünkü en sevdiğim şey fotoğraf çekip paylaşmaktır. Bu arada sırf instagramı ayağa düşüren gösteriş meraklısı sidik yarıştırma budalası megalomanyaklar yüzünden bu keyfimizden de mahrum kaldık. Halbuki ilk zaman ne güzeldi. Nerede çokluk orada....

İşte bu ahval üzere blog sayfası ikiyüzelli kere açılıp açılıp kapanıyor. İki araya bir dereye bir karakalem resim sıkışıyor. Eve bir gelip bir giden bir koca. Bana muhtaç ve hayatı yenice öğrenmeye başlayan su damlası bal arısı ciğer paresi evlad ile  fırtına  gibi eserken günler bazı sabahlara iki sayfa kitap arası, nadiren o da emzirirken kahve molası geri kalan tüm zamanlarda hep bir kaygı ama hep bir kaygı. Galiba beynimin o bölgesinde bir arıza oluştu ve çatlak kiremit gibi içeri sürekli kaygı sızıyor. Bu günlerde kaygım kaygan zeminde, zemin de bozuk cicim. Error veriyorum. Yine de gözlerinizden öperim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?