23 Mayıs 2019 Perşembe

Başkasının Ayakkabısında Bir Mil Yürümek



Diyorum iyiki bu dünyada baki değiliz, yoksa ilelebet nasıl tahammül ederdim tüm bu hayatımda olan ve olmayan insanlara... Sonra dönüp bir de korkuyorum kendi amelimin noksanlığı günah yükümün ağırlığından.

Hayatımdaki herkes Allah affetsin hayatımı zorlaştırmak üzere programlanmış gibi... Kendi halimi izhar etmeye kalktığımda hemen başkalarının dertlerini önüme süren ve kendimden utanmam gerekiyormuş gibi hissettiren cümleler kurularak büyüdüm hayatım boyu. Ve bunun şükretmek olduğunu iddia ettiler. Evet biliyorum şükretmek gerekli ve öğretilmeli lakin insanın içinde bulunduğu ızdıraptan serzeniş şikayet değildir. İnsan bir kap ise bu söylenen şeyler sızıntıdır olmasa patlar insan.


Elbet ben de biliyorum her halden ziyade üzüntü olduğunu. Ama gel gör ki ben başka bir kader ile imtihan oluyorum sen başka... Hasılı kimsenin imtihanını "aman o da dert mi?!" diyerek o insanın üzüntüsünü hor görmek çiğlikten başka birşey değil.

Şimdi; evet hastalıklarla imtihan olan var. Çok zor Allah şifalar versin. Savaştan kaçan ve göçe zorlananlar var. Allah selamete erdirsin.

Yukarıdaki satırları yazalı bir ayı geçkin bir süre olmuş. Hatırlıyorum böyle bungunluğumdan patlamak üzere olduğum bir evreydi yine... Şimdi de çok şey değişmiş değil.

Şimdi ramazan ayındayız böyle ortaları gibi filan. Küçük azgın boğam varken hayatta hiçkimseye hiçbirşeye zaman ayırmanın imkanı ihtimali olmayan bir dönemden geçiyoruz.

Ha büyüdü ha büyüyecek ek gıdaya geçsin rahatlayacağız, uykusu düzene girsin dinleneceğiz, bir yürüse belimiz tutulmayacak, aman az kaldı ha gayret ha gayret diye diye bir evreden başka bir evreye evriliyoruz ama hala o dinleneceğiz, rahatlayacağız dediğimiz evreye gelemedik gitti. Bu böyle de gidecek belli.

Bir keresinde bir yerde hayatımda ilk kez gördüğüm bir insan bana demişti ki;

"Sen de evladından amma şikayet ediyorsun! Sus bişey olursa görürsün gününü!"

O an orada o kadına uçup derisini parçalamak, organlarını lime lime edip kopartmak, geriye sadece sıyrılmış kemiklerini falan bırakmak istedim. En adice söylenecek şey bir anneyi evladının canı ile korkutmak.

Oysa ki şikayet etmemiştim. Neden insan içine çık(a)madığımı soranlara halimi izhar etmiştim ve kucağımda saatler boyu durmaksızın debelenen bir bebek varken boncuk boncuk ter döktüğümü görerek yaptı bu yorumu.

Şimdi o kadını Allaha havale ediyorum. Bir anneyi evladının canı, sağlığı ile tehdit etme çiğlini gösterdiği için başta.

Hayatta ondan daha değerli bişeyim yok. Hayatta ondan daha çok bişeyi sevmedim. Ama anneliği sevmemem suç değil. Evladımı sevmezsem suç. Zaten fıtrata da aykırı. Bana bunca cefayı çekme kuvveti veren şey zaten ona duyduğum sevginin, merhametin kendisi.

Kızılderililerin bir sözü varmış "Başkasının ayakkabıları içinde bir mil yürümek..."
Bizim Türk'lerde de bir amiyane tabir vardır. Halden anlamayıp hariçten gazel okuyanlara söylerler..
"Bekara karı boşamak kolaydır."

Şimdi bu iki veciz söz benim tercemei halimi çok güzel izhar eder.

Komün yaşayan hayvan topluluklarında bile yavruyu tüm sürü dişileri beraber büyütüyorsa demek bu işin oluru bu. Hastalıktan geberip bi tas çorbayı kendin bulamazken kalkıp ona mama hazırlamak, yirmidört saatte sadece üç saat uyuyup cinnetin eşeğine dayanan gece uyanmaları ile mücadele etmek, sırf emanet edecek kimse yok diye radagast gibi neredeyse başında kuşbokları birikene kadar yıkanamamak, evin içi destur bismillahlık, tuvalet umumi tuvalet haline gelene kadar temel ihtiyaç giderecek vakit bulamamacasına bir evlad ile başbaşa günler geceler geçirip sinir krizleri ile perişan olduktan sonra anneanneli babaanneli halalı teyzeli eltili yengeli kuzenli kızlı oğlanlı kardeşli bebek büyüten sayın herseyi bilmişler vaaz vermeye kalktı mı onlara diyeceğim sözdür işte bu "başkasının ayakkabısında bir mil yürümek"

Onlar beni anlayamazlar. Beni aynen benim durumumda olup gurbet elde bir başına Allah'tan gayri kimsesi olmadan benim evladım gibi aslanların aslanı bir evlad büyüten anlar.

Ha yine dediğimde sabit fikirim. Evet başka pek çok müşkül içinde kıvrananlar var. Hasta evlad ile uğraşanlar var. Fakirlikten aç yatanlar var. Ben hiçbirinin sıkıntısını hafife almam. Bilirim beterin beteri de olduğunu ama bu insanların gerçeği benim çektiğim sıkıntının da var olmadığı anlamına gelmez. Benim çektiğimin de bir sıkıntı olduğunu ancak benim halimi birebir benim şartlarımda yaşayan adam anlar.

Yine diyeyim bu bir şikayet değil. Serzeniş, bir halimi izhar çabası...

İnsan yaşadığı çevrenin ürünüdür diye bir laf var.

Biz öyle absürt bir topluluğun içinde yaşıyoruz ki onların ürünü falan olamayız. Şimdi bir konuyu bırakıp başka bir konuya geçmişim gibi olacak ama.. Aslında yukarısı ile doğrudan ilintili.

Bizim yaşadığımız çevrede çocuklarına insanlar kendileri bakmazlar. Bakıcıları bakar. Ama onlar ebeveyn olmanın zorluklarından şikayet ederler. Temizliklerini kendileri yapmazlar. Evlerinde yardımcıları vardır ama onlar ev hanımı olmanın ne kadar sıkıcı olduğunu anlatırlar, çalışanlar ise çalışan hanım olmanın zorluklarından müştekidir. Yani hiçbir işini kendisi yapmayıp tüm bunlardan yine şikayet eden insanların arasında yaşıyoruz biz.

Yaz gelir Bodrum, Marmaris, yazlığı ayrı oteli ayrı; kış gelir Amerika, Avrupa seyahatlerin biri öbürünü kovalar. Alışveriş hayatın olmazsa olmaz temel taşı!

Yine de hep sıkılırlar, hep zordur hayatları.

Aileden birisi benden altı ay kadar sonra doğum yaptı. Tıpkı zengin kocasını da hasbelkader bulduğu gibi voleyi ikinci bir kez vurup kurumsal bir firmada iyi bir pozisyonu hasbelkader kader yakalamış güzelce maaşından vazgeçemediği için (çok ihtiyacı varmış gibi aç köpek kocasının deryası buz) karnı burnuna gelene kadar çalışıp doğumdan birkaç ay sonra hemen işe döndü diye neredeyse bir altını bezlemedikleri kaldı. Bazen bu merhameti kasten benim yanımda onlara gösteriyorlar diye düşünüyorum.

Ben şimdi kendimi nasıl hissedeyim?

İşte bütün bunları bir Ramazan günü oturmuş yazıyorum. Yine de siz beni anlamış olmayacaksınız ama hiç değilse ben birazcık içimi tükürmüş oldum. Ayakkabımda bir mil yürümek ister miydiniz?!






Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Senin fikrini de alalım?